8 Ağustos 2010 Pazar

Dila'ya Veda..

günün koşuşturması içinde ismini görmek bile iyi gelmişti..tedirginde etmişti, ne'yle karşılacağımı bilmiyordum..gerçi hiçbir zaman da bilemedim..dila kestirilemez olandı

- ankaradayım..bir kaç saat vaktim var..neredesin..

+ provadayım..eve geçeceğim şimdi..

- ne provası bu..bana tiyatroya el attım deme yine düşer bayılırım hastaneye gelirsin..

+ yok yahu ! gelinlik provası..biliyorsun işte..

- s.. gelinliğini de seni de..neyse bunu gelince konuşuruz..yarım saate sendeyim uyar mı..

+ tamam yarım saate evdeyim..

yüzümde ki gülümsemeyi silemeden ilk kavşaktan döndüm..eve filan gideceğim yoktu ama dila dışarıda buluşmayı pek sevmezdi..zaten bulunduğumuz durumda onu kamuya açık bir alanda tutmak mantıksız bir eylemdi..

eve ondan önce geldim..üstümü değiştireyim diye düşünürken telefonumun artık duymaya dayanamadığım melodisi..ve dilanın aceleye doyamayan sesi..

- bu evlerin hepsi birbirine benziyor..uydun o dangalağa..burjuva özentileri...bulamıyorum ya ben bu evi.. bıdı bıdı..

bir kaç saniyeye bu kadar tespit sığdırmış olmasına şaşıramayacak kadar uzun süredir birlikteydik..evi tarif ettim sakince..bir kaç dakika içinde kapıdaydı..

- sürekli kendine sövdürmek zorunda mısın..şu haline bir bak..kontes bozuntusu..özlemişim de..

sarıldık..ben de özlemiştim onu ve çağrıştırdığı her şeyi..

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Terzi, Bana Bir Parça Kumaş Gerek..

diyorum ki,

omuzlarımı açıkta bırakacak bir elbise giyeyim bu gece

kırmızıyla işlediğim apoletlerimi gör

her birini ayrı bir savaşta kazandım

ayrı tenlerden..

sırmalarını dilimle diktim

biliyorsun işte..

belinde de serçe parmağın kalınlığında kulplar olsun diyorum

belimin inceldiği yeri gör ve sabrımın..

sonra, kararttığım tümsekleri gör..

kıvrılan..

iki de yırtmaç koyayım

yolunu bulamazsın sen bazen

ya da sıkılırsın hep aynı yerde adımlamaktan

bir de jartiyer gerek elbiseye

bunu bir düşüneyim..

tek renk siyah olmasın her gece ne dersin,

bordolar da işleyeyeyim kenarlarına

hem ayakkabılarıma da uyar rengi..

diyorum ki sevgilim,

bu gece sevişmeyelim

sen git,

terzi gelsin..!

6 Ağustos 2010 Cuma

Her İkisinin Rivayeti..

ilk bir saat tedirginlik içinde geçmişti..
zira tartmak her ikisi içinde önemli bir eylemdi..
ince terazilerde sarraf titizliğinde baktılar birbirlerine..
sözcükler gündelikler üzerindendi..
kimsenin acelesi yoktu bir sonrakine..kahvelerini yudumladılar..
bir kaç kişiyi çiğnemişlerdi sohbet arasında, karanfil niyetine..
altyazıları, her ikisi de önemsemedi..
öğleden sonranın en yalın haliydi buluştuklarında,
zaman esrik bir notada akşamüstünü çalıyordu..düşünmediler..
şuh kahkahaları bir sonrakini izlerken, adımları bir öncekini takip etti..
ilerlemişti zaman, geridelerdi..aceleciydi her ikisi de yürüken..
sallanmak boşlukta, harçları değildi..

bir binanın dördüncü katıydı mekan..
her ikisinin de elinde bir şişe rum şarabı..
balkon soğuk..
sarınmışlardı çamurlarına..
dokusu kusursuzdu..biraz kil, biraz toprak..
üç şişe vardı şaraptan
sonuncusu tenle tadıldı..
kadınların dili oynak, gece kaygan,
gece ıslak..

Yol Öyküsü ve Rimel..

telefonda ki susmuştu..geriye yalnızca hantal arabanın homurtusu, tam arkamda oturan çiftin mırıldanması, bir de kulağımda avazı çıktığı kadar özlem sayıklayan bir kadın sesi..

yol denilen kavram seslerden örülüydü bunu biliyordum..ama sesimi duymuyordum zamanın içinde..asfalttaki çizgilerin birini bile ben boyamamıştım..önemi de yoktu..zamana iz bırakanlardan değildim öyle olmaya çalışanlardan da ve hepsinin dışında
bütün düşünen adamların kavramsallıkları içerisinde nihilizm en uzak olduğumdu..

aklımdakileri tasnif etmeye çalışmadım..dağınıklığı sevdiğimi farketmem yanlış anımsamıyorsam altı yaşıma denk
geliyor..büyük güneş gözlüklerini sevmem ise tam olarak onaltıma..tam olarak diyorum çünkü anımsadığım bir tarih..dudaklarımı ısırmaktan daha makul bir seçenek olduğunu farketmiştim..elmacık kemiklerimi tam olarak öretebilecek koyu renk bir çerçeve..

o çerçeveden sızan her bir damlayı büyük bir ustalıkla kovuşturan ellerde gerekli elbette ..
durağa yaklaştığımızda seslerde yavaşlamaya başladı..silindiler..bu siliklik hali barındırdığı seslerden sanırım sigarayı çağrıştırdı..

durağın üzerindeki yazıları okuyarak prefabrik büfeye doğru ilerledim..insanların durağa neden yazmak istediğinden ziyade benim yazılmış her şeyi neden böyle bir dikkatle okuduğumu düşündüm..

bu düşünme aşamasını sesli olarak geçirdiğimi büfedeki çocuğun garip bakışlarından farkettiğimde susmak için doğru zamanı kovalamadım..

- bir winston light alabilir miyim ?

+ abla yüzüne ne oldu ?

- efendim ?

+ yüzün diyorum abla siyah..

çocuğa güldüm..çocuklara özgü hayal gücüne ise her zaman ki gibi saygı duydum..bununla birlikte genel olarak durumların üzerimde yarattığı merak duygusundan kurtulamadım..

karışıklığını hep sevdiğim çantamdan aynamı çıkarttım...gördüğüm şeye tekrar bakmaya cesaretim yoktu...
bununla birlikte çocukların düş gücünü en az sevdiğim adamların kokusu kadar abarttığımı farkettim..bir de kötü bir planlayıcı olduğumu..
güneş gözlükleri ve becerikli eller iyi seçimlerdi..ama rimeller..

Şimdi Olmaz, Gidemezsin..

ilk kadehimi seninle içtim..nevizadeyle tanışıklığımda senden gelir..fahişe kelimesini sıfat olarak ilk üstüme alışımda..çok alkollüydün ..oniki ya da onüç yaşındaydım mutfakta yine bir kavgaya tutuşmuştuk..halimizi soran babama " senin kızından iyi fahişe olur " demiştin..babam sana ne söylemişti o kısmını anımsamıyorum ama bir kaç ay sürecek bir dargınlık sebebiydi..babamın neye alındığınıysa hala anlamış değilim..insan tanımaz mı çocuğunu..

anımsıyorum sığamayan bir halin vardı senin hep, çevrene, ülkene, bedenine..misal, alnında ki damarlar o kocaman kafatasına hiç sığmamıştı..bundan sebep sanırım tek tel saç da bitmemişti orada..
ülkene sığmamıştın..önce bir deliğe kapatmışlardı seni, sonra il il gezdirmişlerdi gri duvarlar arasında..sonrası Rusya,sonrası irili ufaklı bir çok ülke..giderken aklında mıydı sahiden bir daha dönmemek.. yirmiüç sene olmuş..şimdi farkettim..
ülken tatil beldesi oldu sana..ilk zamanlar kaçak, evlendikten sonra tedbirli..son on sene de serbestçe giriş yaptığın..

evlendikten sonra demişken..üç günde bir hatunla tanışıp evlenmeni büyükannem hala hazmedebilmiş değil..monica'yı hala rum olarak nitelediğini de bilmeni isterim..annemse onu çingene olarak anıyor..

geldiğinde sinirlenmiştim sana hatırlıyorsun değil mi yanında boyu benim en az üç katım üstelik de güzel bir kadın..ki bu ilk kıskançlık krizimiz değildi bir de ben dokuzlu yaşlarımdayken misafir gelen bir kıza da "sultanım" diye hitab etmen ciddi bir sorun yaratmıştı..neyse ki senin ağzın iyi laf yapıyordu ve ben sana güveniyordum o vakitlerde "sultanların sultanı" yla kurtarmıştın durumu.

seninle tanıştırdığım ilk sevgilime " bu kızın sütü bozuk" demen de ayrı bir konu..çocuğun dili tutulmuştu..yapma şunu diye yakana yapıştığımda " hem güzel hem akıllı olmaz bir kadın kesin bir bozukluk vardır" diye tutturmuştun..

bozuk olduğuma takılmayıp kadın olmamama neden takıldığımı hala merak ederim..

yatağının altına attığım notlar vardı bir de çocukluğumdan.. ki boyum karyolan kadardı.. "yazar olacaksın sen, ben o zamanböbürleneceğim göbeğimi böyle kaşıyıp...bunları da böyle kıvrıştırıp atmazsın o zaman beceremiyorsun zaten katlamayı..kitap yaparsın..o ciltli olur" diye gevelemiştin kitabı yastık yapma fikrin hala akılmda..

uzun yaz zamanları yaşadık birlikte..kimi hastane de kimi evde..
sayende ağaca iyi tırmanırım..her türlü haşeratla da aram iyidir ve solucanları sevimli diye nitelerim..çiçek isimlerini de bilirim..tanışmıştık ya..

nebatlardan sonra büyük adamlarla tanıştım eşliğinde, kafka geldi salonumuza, proust baş köşede..

tanıdığım en huysuz, en ukala, en muzip, en entellektüel adam olarak bir de ilk aşkım..belleğimin bir köşesine kazındın..yerinide sevdin hani

tartıştık sonra bir gün bir sebepten..ben bilendim sen ısındın..tunçtandık ikimiz de kimse sönmedi..üç yılı geçti susmamızın üzerinden..arada duydum adını, beni sorduğunu duydum birilerinden..şimdi ise duyduklarım kulağıma yakışmıyorlar..aldığın bronz küpeler gibi..zevksizdin hala da öylesindir ya neyse..

varlığını bile bilmediğim tümörün sarmış karaciğerini, halsizmişsin..konuşmuyor dediler..gülmüyor bile..bir de seni soruyor yarım ağızla..

ama gelsin dememişsin..o dağbaşı kılıklı ülkede, türkçeyi onbeş yılda öğrenen karın ve kızın..bir de kitapların..bir de her ne haltın varsa işte benden çok sevdiğin..onlarla yalnızmışsın..

git dediler..inat etme..

inat etmezsem sen de etmezsin biliyorum..sonra nasıl direnirsin..ne çiviler seni hayata bana öfkenden başka..

gel demedin, gitme demedim

saçmaydı durumun..nazım ı rakıyı kadınları ve kitapları seven bir adam..neden ölsün ki, saçma !

bir gün bir kadeh daha içeceğiz, tekrar konuşacağız dünyada ne varsa, ne yazılmışsa hepsinin üstüne..kadınların olacak yine ince belli, koca götlü..kıskanacağım onları, güleceksin halime.."gidici onlar sultanım, kalıcı değiller" diyeceksin..söveceğim sana sen de bana..ağızdolusu biriktirip boşaltacağız, yine birlikte sızacağız tam evin girişinde ki çardakta..

bunları yapmayacaksan, tutturacaksan şımarık çocuklar gibi gitmek üstüne..

o zaman biriktirdiklerimizi unutmayacaksın..

seni ne çok sevdiğimi de..

servet'e..

11 Temmuz 2010 Pazar

Günortasından

Seni düşünüyorum..

Bir gülümseme gelip

yerleşiyor

yüzümün orta yerine..

yanımda oturan

gözlüklü kadın

durup duruken gülümseyen bir kıza

deli diyor içinden..

göz göze geliyoruz

anlamıyor..

ne gam!

pencereden yansıyan silüetime bakıyorum

seni düşünmek,

ne güzel şey!

Meryem Ana'nın Oğlu..

olmadık bir yerde karşılaşmıştık..
adı lazım olmayan bir hastahanenin gri -bile- olmaktan çok uzak koridorunda..onun yanında pek de genç sayılmayan bir kadın..ben de ise, kuzenim ve ilkem hemşire..ilkemle bu hastanede çalışmaya başladığı ilk yıllardan itibaren birlikteyiz..iddiasız bir kadındır ama fettandır..kemodan çıkmış bir hastayı kahkaha krizine sokabilecek enerjisini yıllar içinde kaybetmedi..ama o yıllara bir göz attığımda iki çocuk kaybetmiş olduğu gerçeğini anımsamadan edemiyorum. neyse bu ayrı bir öykünün konusu..
tek kelime etmedik, oradaki hastaların adeti olduğu üzere selamlaştık..hepsi o..

değişik bir göz rengi vardı adamın, gri olmak üzereyken yeşilde karar kılmış.. sakin değil ama duyarsız bakıyordu çevresine..
yine de rahatsız etmedi beni..aradan iki ay kadar bir zaman zarfı geçti..bu kez bahçede karşılaştık..
benim bir sebepten delirmiş, sigara yiyen halime tanıklık ediyordu..farkedilince, yakalanan her çocuk gibi gülümsedi..
aldırmadım..sinirli olduğu zamanlarda insanlara bulaşmanın olası sonuçlarıyla yüzleşeli epey olmuştu..
o da üstelemedi..

sonrası bundan bir ay öncesine denk geliyor..yine aynı yerdeydik..zaten kimse de bizden duvar kağıtları çiçeklerle bezeli bir pastane karesi bekleyemezdi..

tahlil sonuçlarını bekliyordum..bir elimde telefon..çok uzaklarda bir adamın teselli kabilinden maymunluklarına gülüyordum ki onu gördüm..başımla kısa bir selam verdim, aldı..telefonumu kapattığımda yanımdaydı..şaşkınlığımı her zaman olduğu gibi bir gülücükle örtmeye çalışıyordum ki söze girdi..

- güldüğün zaman Meryem Ana'ya benziyorsun..

+ efendim..

- duydun beni. dedi gülümseyerek..

+ evet duyduğum en garip iltifattı teşekkür ederim ama..

- ama..

+ Meryem Ana olamayacak kadar çok gece gördüm.. dedim, içtendim..

anladı..sustuk bir süre birlikte..susan halini sevmiştim, sabırsız değildi..biraz sonra İlkem geldi elinde tahlillerle, vedalaştık..

Yol sohbetimizin konusuydu..İlkem'de pek yakından tanımıyordu sadece ermeni olduğunu biliyordu, kolyesi dikkatini çektiğinden öğrendiği bir bilgiydi..bir de hasta olduğunu..ki bunu bilmek için bir kahine ihtiyacımız yoktu..
sevimli sevimli gülümsedi İlkem," ilgini çektiyse bir araştırayım, beyaz atlını"..
gülümsedim gerek yok demeye sesim yetmedi..

sıradan bir günortasında yine geç uyuduğumdan alarm görevini biri üstlenmişti..ilkem'in ismini okur okumaz mahmurluğumu üstümden attım..tıp dünyasının gerekli gördüğünün dışında bir samimiyetimiz vardı ilkemle ama durduk yer de aramayacağını da bilirdim..

- efendim..

+ nasılsın boncuğum - hitap tarzını hiç değiştiremedi-

- iyiyim canım, sen ?

+ ben pek iyi değilim..o çocuk vardı ya, kaybetmişler iki gün önce..

anlamakta zorlanıyordum hangi çocuk olduğunu, anımsadığımda ise sorunum çocuğun kim olduğundan ziyade kaybetmişler cümlesinin içeriğiydi..

- ne demek kaybetmişler..nereye gitmiş..

+ nereye mi gitmiş..ölmüş yahu ! Allah Allah..

duyduğum sese inanmakta zorlandım..her zaman yaptığım gibi işime gelmeyen acıyı kabullenmeyecektim

- saçmalama ya..

+ ne saçmalaması..çok üzüldüm tatlım ya..

yutkundum , ciddiydi..
hayatım boyunda üç kez gördüğüm bir adam şimdi yoktu..bir gün ben de bir dakikalık bir konuşmaya mı sığacaktım o koca tabutumla..

- ilkem ben de hastayım..nasıl söylersin bana bunu böyle.. - ne demekse-

duraladı ilkem..refleksle kurduğum cümle onu incitmişti belliydi sessizliğinden..

+ özür dilerim canım...senin için önemli olduğunu bilmiyordum..bıdı ıdı... bir şeyler geveledi..dinlemedim..ne demek benim için önemli miydi..aceleyle kapattım telefonu..

bir süre şaşkın şaşkın baktım pencereden..bir bulut biraz daha ilerledi ya da düz mantıkla dünya döndü ,yine..hep olduğu gibi..

hoşçakal çocuk..umarım gerçek bir Meryem karşılıyordur seni orada..

günahsız koynuna bastırmak için başını..

ben de isterdim ama söyledim, hiç yerim yok...

Kadın, Zehir..

kemikli yüz hatlarını çevreleyen

gür, kıvrımlı, koyu saçları..

tam ortasında parlayan bir çift ışık..

sesi pürüzlü en az teni kadar..

örselenmekten düzelmiş yerleri halka arz edilmiş..

karanlıkta kalan kısımlar sürgünlere ait..

karanlık yoğun, balçık kıvamında, ıslak..

boyu uzak..serviden alıntı değil endamı..

kırılgılığı içinde..dışında kalan şimşâd..

göğü bulutlu..güneşi içine saklamış..

istediğinde damıtıyor..süzülenler sözünde..

vaktiyle bıraktıkları içinde kalıyor..yutkunuyor zaman zaman..

yalnızken genizden geliyor sesi, en yakını duymuyor..

duyurmak gibi bir derdi de olmuyor kadının..

sevinçleri anlık..gelip gitmelere alışkın..

dengesizlik temsili sayılan hareketleri yoruma mugayir..

kendi içinde tutarlı aslında, biliyor..

yoruluyor kadın..delirmemek için.

.ayak tabanları zihnini örtüyor...

çetin ceviz bilir O'nu tüm tabakları tadanlar..

seçimini salt onun varlığında kullanan ılık dokunuşlarını da tadar..

usulünce, usulundan..

ama her hali yakar kadının..

nefesi ateş..teninde gizli mâdeni..

kuytusu aşikâr..

kokusundan anlıyorsun..

teni zehir..

dünü zehir, ânı zehir..

kadın, zehir !

18 Haziran 2010 Cuma

Günümün Yeşil Kadını

iki yanını ayrı kadınlara ait fotografların süslediği kapıdan içeri girdiğinde günümü neyin kurtaracağını anladım..tıpkıbasım dergiler, tıpkıdoğum kadınlar içinde farkediliyordu..
geniş kemik yapısıyla, uzun sayılabilecek boyuyla gözümü yoruyordu..yüzünde alaycı olmaktan uzak, içtenliğin çok dışında sebepsiz bir ifade..yüz hatları derinleşmiş..en fazla otuzaltı yıl görmüştü bu hayatta..belki daha az..yanaklarının iki yanından çenesine doğru uzanan çizgileri gülümsemesini çok uzun yıllardır yüzünde tuttuğunun deliliydi..göz altları, çizgilerle tanışmış boynu, derisi yer yer seyrelmiş elleri..

elleri hareketliydi..gür dalgalı saçları arasından hızla geçip, anlatılan konuya eşlik edecek kadar da kıvrak..kelimelerin üstüne basıyordu kadın..naif olmaktan uzak ama kaba olmaya da yakın sayılmayacak sesi, şen kahkası..

diğer kadınlarla tanışıklığının öncesi vardı belli ki..kendisine yönelen her soru cümlesine telaşsız ama kısa cevaplar veriyordu..daha sık gülümsüyordu konuşurken..gözlerini kaçırmadan..yanı başında oturan mavi gömlekli, zayıf ama göbekli kadın muhtemelen en eski tanıdığı, belki arkadasıydı..O'na eşini sordu..tek kelimelik bir cevap aldı "mahkeme sürüyor.." bir süre daha başarısız evliliklerinden konuştular..kayıpları ortaktı..dost olmaları da mümkündü..diğer kadın üstelemedi..sustular ..ortalığı kaplayan kadın vızıltısıyla ilgileniyor gözükmeye dikkat ettiler...
ben de dikkatimi yeniden yüzüne yönelttim..bir zamanlar güzel olduğunun emareleri vardı dudak kıvrımında, kirpiklerinde..hayır şimdide çirkin değildi..yaşıtlarına göre iyi durumda sayılabilirdi.. ama genç değildi..solmaya yüz tutmuş gün ışıklarının son rengi vardı üzerinde yine de kabullenmiyor görünüyordu halini..bu halini severken ben telefonu çalmaya başladı.
yirmilerindeki sesi nasıldır diye düşünmek zorunda bırakmayan bir tonda açtı telefonu...esmer bir kadının sarı saçları kadar iğreti durmuştu üzerinde cilveli hali.. yine de aldırmadım..ama diledim bu kadınla eş zamanlarda tanışmayı..tırnaklarıma baktım sonra tırnaklarına..keyifli bir rakip olurdu..

bir kez daha baktım yüzünü çevreleyen koyu saçlarına..bir şey vardı kadın da eksik kalmış ama sebebi olmadığı..garip bir hüzün dökülüyordu eteklerinden..cümlelerinin akışı düzensizdi ama tamamlanmış bir bütünlüğe de sahipti, akıllıydı günümün kadını..ve sonbaharındaydı..

- bir şey mi var ?

+ hayır..gözlerinize takıldım güzeller..

- teşekkür ederim..

+ ve bu mevsim için fazla yeşiller..

10 Haziran 2010 Perşembe

Kayıp Zamanlarımın Özeti..

ne yapıyorum ben diye düşünürken buldum kendimi yine..pencereden süzülen üç beş damlaya bakarken..yağmur dinmiş..hiç farketmemiştim yağdığını..
ne yapıyordum ben..bir kaç sıradışı zaman dışında..

sabahları erken uyanıp biraz yürüyor, dönerken günün gazetelerini topluyor.. sonra ılık bir duş, günün haberlerini izlerken bir fincan kahve kahvaltı niyetine..mutlaka dağıtılarak okunmuş..önemli bulunanlar akşam tekrar okunmak için kenara atılmış gazete yumağının üzerinden geçiş..dolabımın önündeyim..günün anlam ve önemi düzeyinde bir kaç kıyafet seçimi belki bir aksesuar..kuaför için yine vakit kalmadığından dahası istek olmadığından omuzlara sabitlenmiş saçlar..topuklusundan -artık -bir çift ayakkabı..tam kapıdan çıkacakken yeni uyanmış olan Utku'ya uzaktan bir öpücük, gazetelerimi toparlama uyarısı..sonra arabadayım..istisnasız bir şekilde özlediğim motorumu yad ederek..özlediğim tek şeyin o olmadığını bilerek..

bunları düşürken okuldayım..yüzüme oturmuş ölçülü bir gülümseme..daha da fenası alıştım artık bunu kullanmaya..hızlıca açılıp kapanan kapılara, koşturan öğrencilere bakıyorum..dişlerini sivriltmişler..herkes aç yine bu sabah da..anlamıyor değilim aslında onlarla durumumun çelişkisini..emek verdiler, bir çoğundan defalarca kez duyduğum gibi "çok çabaladılar " burada olmak için..peki ben..ben sanırım sadece çok istedim..hiç anımsamıyorum deli gibi çalıştığımı, notların arasında ezildiğimi..final sabahı uzak bir şehirden gelip iki sınava birden girdiğimi de bilirim, bölümün en ağır sınavına ellerim boya içinde gittiğimi de..zaten okula ekseriyetle sınav zamanları uğradığımdan...istemek önemli..şükür ki hala istiyorum.. yüzümde aynı güllümsemeyle öğleden sonranın son vakitlerine kadar girilen dersler belki seminerler..kütüphane de bir kaç tur..keyfim yerindeyse sosyal ağım dahilinde birileriyle içilmiş bir fincan kahve..sonrası dışarıdayım..belki bu hantal şehrin bir kaç caddesine giderim..bir film, bir sergi belki bir konser için.. ya da belki galeriye uğrarım haftanın en az iki günü yaptığım gibi..fiyat etiketlerini görmezden gelerek yeni bir şeyler umuduyla bakılan tablolar..insanlar bunları neden satarlar dahası nasıl bunu hiç anlamayacağım ama her seferinde aklımın bir yerine takılacak bir çengel..
belki Utku arar gidilmesi gereken bir yer "hayatım mutlaka görmeni / tanışmanı istediğim.." tümcesiyle takdim edilir..kimi zaman sahiden ilgimi çektiğinden kimi zamansa sırf kırmamak adına olumlu bir cevap verilir..sonrası küçük koşturmacalar...kuaför, ev arasında çizilen paraleller..zil çaldığında mutlaka hazır olunduğundan alınan övgüler.." bu halin bile özel kimse gibi bekletmiyorsun beni" gibi cümleler..bunun özelliğimden değil aslına bakarsan pek önemsemediğimden olduğunu anlatma çabaları, gereksiz..

gidilen yerin niteliğine göre, sıkılmış, yorgun ya da tatmin olmanın keyfiyle geç saatlerde eve dönüşler..bir adamın gözleri, istekleri bu kadar üzebilir mi bir insanı..üzer.. sandığın kadın değilim diye avazım çıktığı kadar bağırıyorum içimden..ya yorgun bir sevişme için ikimizden birinin yatak odasına-birleştirmek gibi bir hata yapmadık-..ya da benim firijit olduğuma artık kanaat getirmeye başlamış olan sevgilimin göz kapaklarına bir öpücük..sonrası bir duş, gazeteler, internetteki sayfaların takibi, belki tez yazımına devam..odanın bir köşesinde bana bakan boyalarım..küs zamanlar yaşıyoruz onlarla uzun bir süredir..görmezden geliyorum..eski zamanlar aklımda, durmadan yenilenen bir harita üzerinde ki şehirler, gökyüzüne bir ucundan bir ucuna dokunulan ..aklıma estiği gibi nefes aldığım, ellerim hep boya lekesi...hep bir koşturmaca insanlar üzerinden..

vişne çürüğü bir koltuk aldım bu eve ilk taşındığımda hala ilk günün keyfiyle kucaklıyor beni..onun üstüne kurulmuşken eski kutuları karıştırıyorum bazen 700 ün üzerinde yaşam öyküsü, bir vakitlerden fotograflar..ya da bir kitabın sığınılmış sayfaları..kulağımda bir kaç nota uyuyakalıyorum..
uyandığımda bazen yatağımda buluyorum kendimi üstüm örtülmüş..itinayla..vicdanımın bir yerleri ayaklanıyor hemen..ya da koltukta olduğum yerde buluyorum kendimi bu da başka kapılar açıyor önümde..hiç birinde fazla oyalanmadan giyinip sokağa atıyorum kendimi sonra baştan başlıyorum..
tekrar bir yürüyüş, gazeteler, duş, kahve..devamını biliyorsunuz zaten..

9 Haziran 2010 Çarşamba

Adalı Kadın..

uzun zamandır-onyedi yıl kadar- elime almamışım.kütüphanenin üzerinde buldum..buldum demek pek de doğru değil aslında hiç aramadım çünkü.hiçbir şeyin yerini değiştirmezsin biliyordum.yatağının üzerine oturdum birazda korkarak..şefkat kokuyordun sen biliyorsun değil mi odanda öyle..kokunu çektim içime..ve çıkarttım eprimiş kutusundan yıllardır hiç dokunmadığım mandolinini.
cilası biraz solmuş görmeyeli ve ortasında ki yeşil çiçek o kadarda güzel değilmiş yeni farkettim..onu da kokladım..
salladım, mızrabı göbeğinden ses verdi. dört çift tel anneanne..sen,ben,babam ve annem için herbirimiz için bir çift teldi değil mi..
çaldım bir süre ama ne çaldığımı duyamadım..içseslerimin hepsi bastırdı notaları..sonra senin sesin yankılandı odada ne çok gülerdim sen memelerini hoplata hoplata söylerken "....." ..

sonra en son elime aldığım gün geldi bu mandolini, anımsıyor musun? annem ve babam yine çok sesli bir tartışmaya girişmişlerdi nihayetinde babam gitmişti evden..biz o sırada taraçada kendi seslerimizle meşgulken bir hışımla annem gelmişti,karşımızda ki koltuğa oturup yakmıştı sigarasını..ne sen ne de ben dönüp tek kelime etmemiş tekrar baştan almıştık "leyla hanımm..".
annem dumanının içinden "anne boşuna uğraşıyorsun gerçekten.o babasına çekmiş.yeteneği olsa ben öğetmez miyim" demişti..
sen ne cevap verdin hiç duymadım,o mandolinin sesini de duymadım tabii bir daha.ve asla elimi sürmedim bir müzik aletine öylece kapandı o defter de..

şimdi anımsıyorum da o zamanları..ah kadın, adalı kadın..sardunyalarla bezediğin pencereleriyle..sardunyayla ilk tanışıklığım.. sormuştum sana bu ne diye "sensin" demiştin..sonra "sardunyam" kaldı ismim keyifli zamanlarımızda anımsattığın salt bizim anladığımız kelimelerden biri oldu "sardunyam"..nasıl özlüyorum o evi..

perdeleri keten üzerine işlenmiş kanaviçe, desen desen kolalanmış el işleriyle bezeli küçük salonun..ceviz dolapların..likörlerini anımsıyorum kırık camdan kadehlerde sunduğun, vakit bayramsa yanında çikolata da ikram edilirdi değil mi..vişneliyse kakao aromalı..naneliyse..anımsamıyorum ki..

ama birlikte uyuduğumuz zamanları anımsıyorum..hastalanmamıştın daha o vakitler..göğüslerinin ortasına sıkıştırırdım başımı hiç bir şey düşünmeden..bir gece yine böyle uyurken ilk kalp krizini geçirmiştin sen..dokuz ya da on yaşlarındaydım..ben göğsüne çok bastırdığım için durdu sanmıştım..duyuyorsan "çocuk" diyorsundur içinden..çünkü bunu sana hiç söylemedim o geceden sonra bir daha kimsenin göğsünde uyumadığımı da..hep arkamı dönüyorum artık, kalp mesafesinden olabildiğince uzak..çocukluk işte ve hala değil mi..

keklerini de anımsıyorum hem..iple keserdin ortasını..bıçak derdin kalıbı dağıtır, daha ince bir şey gerek..sonra ortasına krema üstündekinden daha az..tabii sürülmeden önce ılık sütle ıslatmak gerekir..yoksa çekmez kek..ah..bütün tariflerini anımsıyorum aslında ama hala kimseye kek yapmış değilim.."cık" ladığını duyar gibiyim kızma..bencil olduğumdan değil, o kadar zamanım olmadı kimseyle..son telefon konuşmamızı anımsıyorum...Ağrı'daydım..yine uzun bir kaçış planıydı adamın birinden..yine sen biliyordun..yine kaçıyor olmama bir anlam verememiştin..seslerin üzerine basa basa "yapma böyle yavrucuğum, yine sen üzüleceksin..kaçılmaz ki böyle" diyordun..sesim biraz düştüğünde gönlümü almak ister gibi devam ediyordun " hem ben özledim seni sardunyam gelsene.." gelecektim kadın ama beklemedin ki..o adamı da alıp gelecektim yanına sen belki bir şeyler mırıldanırdın eski zamanlrından o da sana eşlik ederdi..sesi güzel olmayan tek insan olarak masanızda dinlerdim ben bu güzelliği tadını çıkara çıkara..ama beklemedin..

öyle kızdım ki sana..biliyorsun üzülmekle ilgili sorunum var benim..nasıl bilmezsin bunu ilk sen keşfetmiştin..bahçedeydik sanırım ben altı yaşını biraz geçkindim..kırıp dküyordum ortalığı herkesin gözünün içine baka baka ama sen geldiğin zamanlarda sakindim..babam çok öfkeli bir çocuk diye dert yanarken sana, "öfkeli değil canım sadece üzgün" demiştin..eksik hatırlıyorum belki daha uzun bir cümleydi ama bu ses kulağımda hala..anlamıştın beni..
ilk sevgilimi anlatışımı hatırlıyorum..kızmanı beklemiştim nedense..sende genç kızlığına dönüp kikirdemiştin benimle..deliydin geliba biraz..bir yığın tavsiye vermiştin bana.. içten olmakla, cesur olmakla, her neyse hissettiğim içimde bir günden fazla tutmamamla, ha bir de kadın olmakla ilgili..öğütlerinin hepsine uydum ama insanlar bize uymuyorlardı ki..neyse konumuz bu değil, şikayet etmeyeceğim..o gün bana neden kızmadığını uzun uzun düşündüm..sonra farkettim ki biriyle olmak sorun değildi, sorunlu biriyle olmak sorundu..ancak bu tepki yaratırdı hem benim içimde hemde sen de..alışkanlık işte o günden beri ki zaten biliyorsun kimsenin "normal" olarak sıfatlandırabileceği biri girmedi hayatıma..bütün hatalarıma rağmen sen hiç yargılamamıştın beni, hep yanımdaydın..

altımda, on altımda ama yirmialtımda değil..çok kızgındım sana gittiğinde..söylendim gün boyu..

ikinci gün, içimden söylenmeye başladım ondan sonra ki günlerde de olduğu gibi..insanlar geldiler o mâbet gibi evine..seviyorlardı seni belliydi, riya yoktu gözlerinde..tanımışlardı seni bir vakitler..ben yine ailenin makûlü oldum..bilirsin en çok sorun çıkartanı ama kriz anlarında hadi bir topla ortalığı elemanıyım ben..formum böyle..kahve vardı mutfakta, pişirdim..her birini tek tek dinledim içten gelen cümlelerini sana dair anılarını..bolca sustum, bolca gülümsedim gün ışığında..geceyse..geceyi boşver kadın..

bir adama aşık olup buralara sürülmüş..adasından uzak kadın..adalı kadın.. ne zaman geleceksin..bilmiyor musun özlüyorum seni..

6 Haziran 2010 Pazar

Kadınıma Veda

içim acıyor anne..beynimde bir yığın ses
hayatımda olan, olmayan herkesten bir çığlık..
sağırlaşıyorum anne,
kendi sesimi bulamıyorum bu kalabalıkta

yorgunum anne,
kimsesiz belki, biraz sessiz..

çok sesli susuyorum
yitip gidiyorum boşlukta..
benden öncekilerin izlerine
çarpa çarpa düşüyorum..
tenimde yara izleri, avuçlarımdan kanıyorum..
tek damla akıtmadan yanağımdan
ağmayı biliyorum anne, yutkunmayı..

ah, bir de sevmeyi..
bir insanı, bir adamı, bir hayali sevmeyi biliyorum
seni sevdiğim kadar..

ben "anne" olamayacağım, söylemiş miydim?
söylemediysem de boşver..
şimdi;
derin bir sesizlik istiyorum anne,sustur bütün notalarını
susturamadıklarımın yerine

anne,konu şu aslında
bir yığın sonuç verdiler elime,
testler, tahliller, filmler..
tek kelime edemedim sana, duymak istediklerini bıraktım yine kucağına..

şimdi,
bil ve unut diye söylüyorum, bilerek gittiğimi.
belki bir gün okursan

anne, ben ölüyorum!

4 Haziran 2010 Cuma

Yaşarken Öğrendiklerim'den

Öğrendim ve hatta imân ettim ki;

Çalışarak unutmak, Unutmaya çalışmaktan daha makûl bir eylem..

Şerefine !

27 Mayıs 2010 Perşembe

Duvarda Bir Leke

yine evin aynı köşesindeyim..

kulaklarımda avazı çıktığı kadar şarkı söyleyen bir adamın sesi..

ellerim saçlarıma dolanmış, kafatasıma kuvvet uygulayan bir mengene..

ağlamıyorum şimdilik, dahası bu becerebildiğim bir şey değil..

dudaklarımı kanatıyorum olanca hırsımla..

şakaklarımda atıyor nabzım..

etkiye tepki..

zaman, zaman eşlik ediyorum adamın sesine

gırtlağımda küçük delikler açma arzum depreşiyor

bununla ilgileniyorum..

odaya aniden ki mutlaka yanlışlıkla giren herkese

-"iyiyim" diyorum..

yüzümde tonlarca ağırlığında bir gülümseme

dudaklarıma yana doğru bir kavis vermek ağır geliyor ânımda ama alışkanlık..bozmuyorum..

kendimi tecrid ediyorum..

alıp karşıma konuşuyorum perde perde ilerleyen çatallamış sesim

bitmek bilmeyen sorular soruyor..

yüzüme bakıyorum..incelmiş, beyazın her tonu özellikle de sarıyla uyumu gözümü yoruyor

yorulan gözlerime bakıyorum

hep aynı sahnenin tekrarını izlemekten ayarı bozulmuş..küçük olan herşeyi belli bir oranda büyüten gözbebeklerime..

bu hastalığın kısa bir ismi vardı ama anımsamak istemiyorum..

sözcüklerle aram pek iyi değil..

devredilen mal varlığı listemdeler..

üzülmüyorum..bir icra memurunun hiç aklanmayacak ellerine teslim edişime..

kendimi bir kere daha bırakıyorum zamandan aşağı..

başş aşağı..

susuyorum..

biliyorum, birazdan sızacağım..

uyandığımda başımı yasladığım şeyin

omuzun değil de duvar olduğunu farkedeceğim..

- du- var..bunun sen olmadığına kim inanır !?

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Dans Et Benimle, Zaman İşgal Altında Olsa da..

dağılmış bir kent, insanlarıyla..
her yanda kırmızı bayraklar
kara postallar, lacivert siren sesleri, korkudan tutuşmuş sarı benizler..
geri kalan tüm renkler çekilmiş yeryüzünden..
müzik susmuş, caddeler devredilmiş zorla gelenlere
zaman kırılmış..buzdan bir fanus misali
sevgilisi asker, oğlu asker olanların gözlerinden akmış
Tuna'nın kanallarında ölü kargalar
yanıbaşında ölmeye hazırlanan iki ten
leşlerin kol gezdiği şehirde
son bir dansa razı..
kadının soğuktan uyuşan elleri adamın boynunda
göğüs göğüse çarpışmak öğretilmiş..
adam da kavramış belini kadının,
bir adım sonra kalçaları avuçlarında..
kasıklarının teması, dalga dalga yayılan sıcaklık,
göğünde bir ışık zamanın, ama yine de az..
aklından başka neyini kaybetttiğini bilmedikleri bir sokak çalgıcısı
belki de son notasına basıyor eprimiş akordeon 'un..

- birazdan müzik bitecek..

+ biliyorum, sen yine de öp beni..

02. 04. 45

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Davetsiz Düş'e İsyan

ani verilmiş kararlar, sonuna gelinmiş yollardan geri dönüşler gibi..
huzura bir kaç adım yaklaşmışken en azından uykuda
gelişin..
azla çok arası tanıdığım bir adamın
seri katil edasında devreden rüyalarımın başkahramanı olması
trenlerin ugradığı garlardan seni hep benim uğurlayışım..
nedensiz..
teninin tuzunu bilmem ama uyandığımda sana akar her damla yaşım
dudaklarımda kalan tuzu bilirim.
bir gece boyunca kargalar tarafından didiklenmiş, kanını akıtmış sonra kurutmuş ayazda
araf kapılarından sürüklediğim cesedin, gördüğüm en büyük çocuk olarak dizlerimde yatışın
sonuna gelmemiş her masalın sana devredilişi..
metro duraklarından seni toplayışım,
yüzünü yıkayışım "neden" sorusuna eşlik eden her bir damlayla
meydan savaşlarının orta yerinde kalmışsın gibi, yaralarını sarışım
sonu gelsin istiyorum artık,.. bu gece yarısı iz sürüşlerin..
ben davet etmeden gelme rüyalarıma,
delirdiğime bir kanıt da sen olma
anlıyor musun ?

7 Mayıs 2010 Cuma

Kör Nefes

demon'a..

tüm heceler Araf'da bekler..

en acizleri, en latifleri

el-pençe olur, kutsanmak için..

ve kapı açılır..

her iki yandan da

ışık yok, zaman soluk

bir tek ses duyulur

bilinen en çirkin suretden

sarmallar çözülür

âna dek adı konulmamış tüm günahlar

günün en zifiri mateminde bile

dile gelmeyen..

dökülür olanca ihtişamıyla

göğün her katından

kadının rahmine..

düş et'e dönüşür

damarlardan akan

zevkin en koyu hali

hayli miktarda zehir,

kimse dirilmez

bilinir hiç bir "leş"

aslında, ölmez..

kadın aralar gözlerini

suret yok..

aralar dudaklarını ses yok..

ciğerlerini bir köpeğe hediye ettiğini anımsar..

su'sar..

Bir Ada Düş'ü

öğleden sonranın en yalın halidir, kabataş'tan vapura bindiklerinde

haftalardır hayal ettikleri hayale bir deniz mesafesi kadar uzaktadırlar artık

sabahın puslu hali silinmiştir gökyüzünden, bekledikleri yağmur yağmayacaksa da dert etmezler

yaşlı bir çiftin karşısındaki banka ilişirler usulca,

bir çok konunun üzerinden adım adım geçerlerken, kadın usulca yaslar başını adamın omuzuna

denizin sukutundan çok uzak martıları izlerler..susarak konuşurlar..derinden bir huzur konar ellerine

iskelesine vapurlardan önce kedilerin yakıştığı adaya gelirler nihayet..

halki isimli şirin bir pansiyona o geceliğine ev derler..

odaya girişte kadın gergin, adam suskun bir müddet otururlar..

aynı yatagın üzerinde ilk sigaraları..

nasıl geldiği bilinmeyen bir sevişmek gelir, gitmez..

odadaki ilk üç saatlerini tükettiklerini, açlıklarını fark ederler..

hava kararma saatlerindedir..

adamı bilmem ama bu sıralarda kadın bir şeyi daha farkeder,

yataktan kalkmadan uzanır adamın ellerine, sıkı sıkıya tutar

- ben yarın sabah gidiyorum

+neden?

- çünkü olmuyor, olmayacak..sorma daha fazla..

+ sormayacağım çünkü anlatacaksın, giyin hadi çıkalım.

altı-yedi masalık bir balık lokantasında alırlar soluğu, gerginlik aralarından ayrılmaz

iki levrek, iki bira ve koca bir salata tabağına bir yığın konu eşlik eder.

geçmişten konuşurlar, yapılmak istenenlerden, totemlerden, masanın üstünde bir noktaya asılmış bir resmin perspektifinden, müzikten...
konu bir noktadan itibaren geleceğe gelir...birbirlerini anlamamakta direnirler...
koyu sohbetin nihayeti adam için, kadının kendini anlamadığına, düşüncelerine saygı duymadığına bağlanır
kadın için, adamın kendisini vazgeçemeyecek kadar sevmediğine..

bunun dışında her konuda anlaşılmıştır.. kadın adamın umutlarının destekçisidir yine, anlayanı; adam da kadının ışığı. tualde ki tek rengi..
tartışmanın bir yerinde kadın duraksar, yorulmuştur artık..yüzünü yıkamak için izin ister..döndüğünde telefonunda bir mesaj;
"seninle olmak için seninle olma nedenlerimden vazgeçmem"..okur usulca tek kelime etmez çıkarlar..

hava serindir biraz, adam uzatır elini, kadında sokulur biraz daha..

- denizi izleyelim mi biraz?

+ olur..

yakamozu olan bir deniz değildir ama tıpkı onlar gibi dinginde değildir..

kadın biraz daha sokulur adama, uzanır öper..uzun, uzun...boynunda gezinir, sakallarında..bir adım sonrası ateştir herkes alır kokuyu..uzanır adamın erkekliğine,

adam,

- bizim bir odamız var hayatım.. diye belirler rotayı kısılmış sesiyle..

+ gitmek istemiyorum..

devam ederler kaldıkları yerden..kesik solukları birbirine karışmışken adam sorar,

- ormana gidelim mi?

kadın duraksar bir an için..mantık çizgisinden çıktığını hiç görmediği bir adamın bu önerisine şaşırır, sevinir de ama bir adımda olsa çizgiyi aşabildiklerine..

+ peki, der daha fazla düşünmeden..

sevişmekle ilgili tek kelime etmeden, aynı suçun gönüllüsü olmanın yarattığı güvenle çıkarlar patikayı..

sonrası, biraz yeşil, biraz sıcak çokça da aşktır..

dönüş yolunda adam birden sorar,

- sana attığım mesajı anladın mı ?

kadının cevab nettir,

- "bence ikimizde anlamadık.".

bir çocuk parkını geçip, buraya yerleşsek hayalleriyle göz koydukları evlerin yanından pansiyona ulaşırlar..

sabahın ilk ışıklarına kadar süren sohbetler..adamın korkuları, kadının iç yargıları..

uyanırlar..kesik bir kaç cümle, özensiz bir toplanma çabası..fularlar çıkartılır, izler örtülür bir gece öncesinden kalan..

gecelik ev terk edilir..öyle sessiz, kayıp..

iki simit, iki kahvenin başınadır doymaları.. ayakları altında bir tüy yumağı..birbirlerine değmeden ilgisiz konular üzerinden bir kaç lakırtı..

söz biter, vapur yetişir imdada..

son bir kare ister kadın adamdan, adaya son veda adam üzerinden olur.. bir tek güneş huzurludur havada..bir tek o sıcak..

bir gün arayla ikinci ziyaretleridir yüzen bir adayı.. ilkinden daha sessiz, daha uzak ilişirler yine bir banka..kimsenin güneşe mecali yoktur, alt katın kuytusuna sığınırlar..

sessizliği adam bozar, kendileri dışında herşeyden bir tutam anlatarak..kadın da eşlik eder içindeki onca gürülteye rağmen..birer cümleyi geçmeyen yanıtlarıyla..

zihninde tonlarca kaçış planı..hepsi istemsiz, isteksiz olduğu kadar.. bir çok keşkeye yutkunur, anlatamaz meramını..

" tut beni, yanında tut..bir yarım hikaye daha istemiyorum..aslında hiçbir şey istemiyorum senin dışında..gitmelere mecbur etme beni.." diyemez..

kadının iç sesleri vapurun son düdüğüne karışır..

- batamadın değil mi?

+ efendim ?

- sana değil vapura söyledim..

+ hımm..bir taksiye binelim..arnavutköy'de kaldı araba, onu alıp öyle geçeriz eve..duşta alamadık zaten..şenliklere de az kaldı ancak yetişiriz..

- peki. ( arabaya da, şenliğe de, çingelere de, sana da hatta bana da..gidiyorum diyorum duymuyor musun )

rengi ruhuna kaçmış bir taksiyi durdurur adam, binerler en fazla beş dakika sürecek son yolculuklarına da çıkarlar böylece..

kadın ağlamaklı bakar adamın yüzüne. bir cümle, bir tek cümle için kıvrandığını, gitme hazırlığını görmeyen gözlere bakar..hep ışık gördüğü gözler umursamazdır..

öpmeye doyamadığı ağızdan yine bilmem kaçıncı kez duyduğu "başka" insanlara ait yargılardan başka tek cümle çıkmaz..kadın sıkar avucunda ki eli, elin sahibi anlamaz..

ve son durak..

- sen git, bu kadar çantayla yürümek istemiyorum ben. seni beklerim burada.

+ peki sen bilirsin..

- buğra..

+ efendim

- neyse, yok bir şey..

adam geçer yolun karşısına...gözden kaybolana kadar bakar kadın ardından..sevdiği tek adamın gidişine..gitme demek için de, gidiyorum demek için de geç bir saattir..

bir kaç damla arasında yutkunur..

gözleri kendine asılı balıkçıyı fark eder..

- sevgilin mi ?

+ öyleydi.

- ...

+ ben şimdi bu denize atlasam ölür müyüm ?

- efendim?

kadın gülümser zoraki, soru yine muhatabında değildir.

bir taksiyi daha dahil eder gününe..sonrası otogar..

adamın kendisini beklediği banklardan birine oturur..hatırladıkça güldüğü bir inançla bekler adamın gelmesini..dakikalar birbirine değmeden düşer zamandan..

perondan anons edilen isim, tanıdık gelir..aldırmaz..

açar telefonunu son bir umutla bir mektup yazar adama özürle başlayıp, özürle biten..haber vermeden gidişi için adamdan, anlaşılamadığı için kendinden özür diler..var olan herşeyi sorgulayan adamın bu gidişi de kazıyıp varlığını, umursamazlığını görebileceği umuduyla..

cevap gecikmez;

" biliyordum bunu yapacağını ama önemli değil..sana iyi yolculuklar, ben şenlikteyim.."

onca zaman kendisini yaşayan herkesten daha iyi anladığına inandığı adama, şaşırmaz...adam olayı değil, nedenlerini değil, kendisini kazımıştır zamandan..

kürtajda kazınmış bir cenin gibi, büzülür olduğu yerde..akan tek damlayı toplayamaz..

gider..!

05.05.2009

Gece Sütü

gece gelir,

sokağa açılan pencereden.

yanında bir yoldaş..

griye çalan bir çift göz,

efsun payesi bir ses

beyaz teninde iki günahkar gibi

duran gamzesiyle

ansızın düşer odanın orta yerine..

varlığı kendine bile yetmeyen bir adam.

mekanın fakirliği azalmaz gelişinden

hint kıtasının tüm çıplak ayaklılarının

damarlarında gezindiğini duyumsar kadın

hızlı bir geçiştir zamandan

varlıkla yokluk arasında

anlamaz ne olduğunu,

yoklar bedeninden arta kalanı,

dudaklarını yoklar önce parmakları

sonra boynunu

yalnız kırmızı bir leke bulaşır eline.

şakağından yüzüne akan da aynı renktir

aralanmış bacaklarından akan da..

rengi, tanır.

sonra, sonrası derin bir uyuşmuşluk

bir uyku hali

bakar adamın gözlerine kadın

bir kez daha ister gecenin sütünü

yudumlar

ölür !

Bir "şey" ler Yapasım Var..

çok gerilerden başlayarak bir şeyleri değiştiresim var..
mesela tüm çocukluğunu plastik ev eşyalarıyla geçirmiş biri olarak, ince belliyle tanışıklığımı eskiye dayandırasım, hastahanelerde geçirdiğim her bir gün ve gecenin hesabını - kimden hala bilmiyorum- sorasım var.
bilime adanmış bir kobay faresi olmadan önce bir çocuk olduğumu anlatasım, korkmadan bisiklete binesim dahası sokaklarda meydan savaşları veresim var..
karla dostane bir ilişki kurup, hiç üşümeyesim ya da aldırmak zorunda kalmayacak kadar üşümeyesim..
babamı saplantılı bir şekilde sevip annemden kıskanmadan önce, ona da bir şans tanıyasım var..
büyükbabam toprak olmadan önce, dizinde oturup yediğim çileklerden daha çok tadasım..
özetle normal bir çocukluk geçiresim var..herkes kadar sıradan,mutlu,sağlıklı..

okula daha çok uğrayabilecek kadar sağlıklı olasım, o kadar okulu ard arda değiştirmeyesim var
" yazık ya pek de küçükmüş.." vızıltılarıyla yanaklarımı sıkıştıran bütün o teyzelere manyak mısınız diyesim..
ilkokul öğretmenimi temizinden dövesim..
mesela bütün o sınavları kazanma pahasına sevilmeyesim var..

o evreleri atlayıp bulunduğum şehire hiç gelmeyesim var- burda yaşadığım onca güzelliğe rağmen-..
ama aynı dostları yine de tanıyasım..
bir adamı hiç tanımayasım, bir çocuğu hiç gömmeyesim var..
şehirler arası otobüslerde uzun bir zaman dilimini hiç heba etmeyesim..
"daha normal adamlar sevsene" leri duymayasım var..

kötü olmak sıradan olmanın bizzat kendisidir, aptal mısınız diye birilerinin kafasına vurasım..

kimliği kişilik zanneden bir kaç mala " götsünüz" diyesim..
cemal süreya'nın kadınlarının bir daha izini süresim var..
kocaman gözlü bir kadına adını her andığım da gözlerim doluyor diyesim, sonra bir daha sarılasım var..

ahırkapı şenliklerine gitmekten bu kez son dakikada vazgeçmeyesim, vazgeçiren nedenleride oturup bir güzel yakasım var
tanımak için çaba sarfetmediğim, yanımdan geçip giden onca hayata bir selam durasım, keşke yapmasaydım demeyesim var..

kimseye çıt çıkarmadan yalnızca kendime sıralayabildiğim bir zihin dolusu keşkenin içine edesim..

bir kitap yazasım, seri-cinayet tadında kırgınlık barındıran..

el tırnaklarımı kırmızıya ayak tırnaklarımı siyaha boyamaktan vazgeçesim..

hep yanlış dala umut asmayasım..

daha az sabırlı olasım..

terk ettiğim onca adama, "sadece korktuğumdan kaçtım" diyesim, terk edilmenin bir keyfi varsa benimde tadasım..

bir yerlerde kaybettiğim neşeyi tekrar bulasım sürekli "iyiyim" i oynamayasım, insanlara daha az yaklaşasım..

uzun uzun mektuplar yazıp, kısa kısa cevaplar alasım..
elleri piyanoya çok yakışan bir adamı tekrar dinleyesim..

daha çok sigara içip daha az sevişesim..sevişirken de susmayı öğrenesim var..

şu an içinse; bağır çağır bir kaç şarkı söyleyesim, bir bardak suyu tek dikişte içemeyen biri olarak tek yudumda bir votka şişesi deviresim, evin içinde daha az volta atasım, her sinirlendiğimde olduğu gibi saçlarımı çekiştirmeyesim, duaklarımı sürekli kemirip kanatmayasım..

mutfak penceresine akşam güneşi vuran bahçeli bir evde yemek yapasım.. bir kaç filmi aynı anda izleyesim..

adamın birine "beni anlamayacak kadar salak oluşuna plaket veresim geliyor" diyesim.. ama aynı herifi çok uzun öpesim.

ağız dolusu küfür edesim..

bir de bu yazıyı yazmamış olup, yine su'sasım var !

Gar Öyküsü - II

perona doğru koşarken ani bir sesle irkilir..

- gözünaydın..

sesin geldiği yöne doğru bakar ve evet binbininci kez "ne zaman gelecek bu tren" sorusunu yönelttiği bıyıklı amca olanca pişkinliğiyle gülümsemektedir.
görmezden gelir..son bir kez daha bakar kendisine kapının camından..tatminsiz bir şekilde perona girer..

tren durmuştur artık...beşinci vagona doğru ilerler..yemediği son tırnak kırıntısını da afiyetle mideye indiriken; nihayet görür bekleneni..

sarı yeleleri, ışıl ışıl gözleriyle bir dev...

- merhaba..

+ mm..m..erhaba..nerde kaldın ? - dilini eşek arısı soksun diye söylenir kadın kendine- bir taksiye binelim..

her panik anında olduğu gibi iki karakter arasında kalakalmıştı..ya soğuk bir varlığa dönüşecekti ya da olabildiğince sık, hatta nefes almadan yapılan espirilere sığınacaktı..ilk şık daha cazip geldi özüne dönene kadar idare edilebilirdi..şizofren miyim ben neden geriliyorum diye düşünürken bir an anımsadı..

- arkadaşın nasıl oldu, hastaydı sanırım..

+ daha iyimiş aksi olsaydı burda olmazdım zaten..

gelen cevaptan tatmin olmasa da söylenmemeye karar verdi..en azından dışından..
bu fikirlerle oyalanırken kadın, taksi son durağa geldi..

alelacele indiler onyedi basamak ve dört duraklık bir

asansör yolculuğundan sonra eve geldiler..

kadın gergin adam sessiz..kadın sıcak, adam soğuk..

bir kahve sonrasında sığınırlar yorganın bir köşesine...

başını omzuna dayar adamın, ellerini dolar saçlarına, usulca

uzanır bir parça buz alır dudağından saklar dilinin altına..

erir zaman, kalkar perdeler..

usuldan bir nağme takılır zamana...

- biliyor musun ben seni tanıyorum..

+ elbette tanıyorsun..

- hayır çok eskiden tanıyorum, biliyorum ben bu kokuyu..

+ nasıl yani..nerden ?

- kâlu-bela'da "evet" demiştin ya, yanındaydım..

12 Nisan 2010 Pazartesi

Adam Sorar..

adam bir soru düşünür tüm
arkaik dillerde,

"sonralarında
sonrası gelir mi" ?

kadın bilinmeyen bir zaman diliminden
cevap verir;

" gelir..

doğru zamanlarsan

tüm hecelerin

es'ini..

korkmazsan sarmaktan

ve tutarsan

elinden

bırakmayacağını

avuçiçlerinin

her bir boğumuna

kazırsan

çingeneler dilinde,

gelir..!"

11 Nisan 2010 Pazar

Karşı Evin Kadını / Begonya - 3

bu fasılalar geçerken aklımdan
boynuna kızıllığını düşüren adama takıldı aklım
"ne boktan bir adamdır kimbilir" geçti içimden
-neden tanımadığım bir adamı karaladığımı sormazsın,eminim
çünkü görüyorum yüzünde, nedenini bilecek kadar kadınsın!-

arkasından şarkılar söylediğin adammıydı acaba,
yoksa o şarkılarla inletene inat
koynunda inlediğin bir adammıydı..bilmiyorum
bilemem tabii..ama üzülürüm..

sonrasında seninde o adama dokunmuş olabileceğin fikri
geldi çakıldı beynimin en gereksiz duvarına
paslı bir çivi gibi..
ellerine baktım hemen
narin değillerdi pek ama biçimlilerdi
balkon demirlerini kavradığın gibi mi kavradın erkekliğini
bunu düşünmedim utandım..

başını kaldırdığın an dudaklarına takıldım bu kez ellerini lekeleme gayretim
kağıttan bir gemi kadar çabul eridi belleğimin ucunda
çünkü dudakların, ah dudakların!

sana ithaf ettiğim bütün balkon çiçeklerinin aksine
özellikle de begonyanın inadına
ancak kanla sulanabilecek bir gelincik gibiydi
"bir kır çiçeği ama gelincik balkonda işi ne" deme, bunu biliyorum
balkonda salınacak kadar narin değil
balkonda yetişebilecek hiç bir çiçek de onun kadar kızıl değil!
açmakla açmamak arasında kararsız kalmış
ne desem şimdi, tarifi yok..teşbih de kararsız,yetersiz..

neye benzeteceğimi bile bilemediğin dudaklarınla
o adamı öpmüş olduğun fikri de
içim de kararsız..öylece kalakaldım
bilmiyorum ne kadar kaldım ama
kokunu bırakarak gidişin
balkonundan içeri
va kapıyı aralık bırakmayışın yaz sıcağından çok bana rağmen
bir umut..gelmedin geri
kırıldım buna ama..
yine de bekledim o gün tamamen devredilene dek bir başka geceye
gözüm balkonunda, pencerende, evinde.. bekledim
yitmişsin gibi sanki,..
bir iz bırakmayacak kadar kendinden
bencilmişsin gibi..

öyle çok bekledim ki
bir şişe yakut eşlik eder dedim ancak yokluğuna
olanca gayretimle kendimi caddeye sürüdüm
ucuz bir gazete kağıdına sarılı şarabım elimde
dönerken evime, balkonuma, bize
aklımdayken hayalin..

seni gördüm!
gördüğümü sanmadım, gördüm..
bu kez kırmızı bir elbise vardı üzerinde
şala fian gerek duymamışsın
göğüslerin olanca görkemini
vururken yüzüme...
sesini de duydum..
"-köşede ki otelde.."
diyen sesin hiç benzemezken
balkonunda ağıt derleyen haline..

ah begonya seni gördüm,
soluyordun üç kuruşa!

Karşı Evin Kadını / Begonya - 2

bitirdiğinde hiç zaman kaybetmeden
yine tekrarladım ismini içimden yine üç kez..

bütün bu tören haliyle meşgulken ben
senin oralaı bile olmayışın
elin hala boynunda
eski zaman freskleri gibi karşımda duruşun
ve yeniden doğumuna imam kadar bile katkıda bulunmayışın
sinirime dokunsa da
bir kez daha baktım güzelliğine

tuttum nefesimi, bırakmak için kaydadeğer tek şey
benin oldu..
elini çektiğinde boynundan
yeni bir sigara içimi için
beyaz boynunda ki küçük kara lekeye takıldı gözüm, aklım..
bir de yanında ki kızıllığa, yüreğim..
olta ucunda ki minik solucan kadar kıvrak çırpınamasam da
her zaman ki hantallığım içinde bir kez daha çırpındı ruhum
sen, sen belki dün gece belki de bir önce ki
ama o kırmızı lekeyi taşıyacak kadar yakın bir zaman da
bir erkeğin kollarında mı nefes alıyordun
ve o
arada bir sokak boyu mesafe,
beşinci katta olmanın yarattığı görüş darlığı
ve sokak lambasının izin verdiği ölçütlerin hiçbirine bağlı kalmadan
görebiliyordu hatta dokunabiliyordu sana
ve o öpülesi beyazlığından kana kana tadabiliyordu öyle mi..
nasıl irkildim bunu bilmekten
anlatamam..
istanbul un sabah ayazı bile
böyle titretmedi içimi bilesin..
anlatayım diyorum aslında ama kelimeler sıkışıp kalıyor dudağımda
sen yine de duyasın..

Karşı Evin Kadını / Begonya - 1

bir kadın gördüm dün karşı evin balkonunda..

siyah şalı omuzlarından düşerken
o da bir başka hayattan düşer gibiydi hayatıma
umarsız, biraz da karamsar bakışları
ve yeşil gözlerinde iki büyük ışık
derin bir nefes çekti sigarasından
külünü unuttu..
dayadı ince beyaz kollarını balkonun demirlerine
bir türkü tutturdu
ağır değil ama usuldan..
kulak kabarttım sesine
akmıyordu ama yakıyordu
derinden bir yerden geliyordu
biraz çatallaşmış sesiyle, bir aşkı anıyordu kimbilir
kimbilir..

ben bilirim evet, öyleydi
bir aşk düşmese aklına bu vaktinde gecenin
-böyle şakımazdı değil-böyle inlemezdi
eminim..
biraz daha yaklaştım
görmedi bile beni
kızıl saçlarını düzelttirken
elinin tersi bir de olanca siniriyle
biraz daha hışırdadı gri elbisesi,
ve biraz daha kaydı şalı omzundan
öyle ki..gözüm kaydı beyaz göğüslerine
itiraz edercesine elbisenin varlığına
dimdik uzanma çabaları, açıklığa
takdire şayandı, yürekten destekledim gayretlerini..
o ise okşadı boynunu
türküsünü bitirip yeni bir şarkıya başlarken
umutlu olmasını diledim
yeni ezginin
ama daha ilk güftede, burkuldum..

"ay nazlı ay gelin ay git ona söyle
ah..gücüme gidiyor yalnızlığım, böyle.."

benim de gücüme gitti
aya baktım hemen
kimseye bir şey söylemeye niyeti yok gibiydi
dolunaydı evet,ama susalı çok olmuştu belli..
belki artık kimse çevirmediğindendi bakışlarını ona umutla
coşkulu seranatlara misafirlik edememesindendi
çok önceden yaptığı gibi

bilemiyorum tabii ama..
kızdım hemen aya..
ben de ona küstüm..

ama küsemedim..
balkon çiçeğime, begonyama

begonya evet..begonya koymaya karar verdim adını
kararımı içimden bir kez daha ilan etmeye hazırlanırken ben
her doğan çocuğa yapıldığı gibi kulağına ol(a)masa da
okuyacakken ezanımı varlığına
ve üç kez daha yineleyecekken adını arka arkaya
begonya,begonya,begonya..diye
imam efendi tez elden yetişti imdadımıza
sabah ezanını şehirdeki herkes kadar belki ama
yine de doğru adrese, seninde kulağına okudu..

Dikizlenen Kadının Öyküsü

yine mi..!
kadın gündelik yaşamını gizleyen perdeye ve ardından arsızca uzanmaya çalışan bir çift göze bir kez daha baktı. omuz silkti yeniden ve kaldığı yere , satırlardan oluşan dünyasına geri döndü..
bu onun hayatıydı..kendi gündelik dizelerinden oluşan, yekpare olmasa da yerle yeksan olmamış küçücük bir alan..
düzenli olarak ziyaret edilmediğinden bir türlü sonlandırılamamış bir okul, mabet misali yaklaşılan kütüphaneler, değer verilen, akşam sohbetlerine ya da yatsı kahvelerine davet edilen bir kaç dost, ruhu kadar tembel bir kedi..ve..
devamı yoktu..hepsi bu..
hayatının içine sığdıramadıklarının ya da bulamadıklarının izini yazınlarda süren bir izci..haritasının mihenk taşıysa yalnız kendisiydi..kendisi üzerine kurulu bir dünyası vardı..kendini bildi bileli süregelen bu düzeni değiştirmeye ise hiç niyetli değildi.
bu düzen içerisinde keyif aldığı sığındığı zevkleri de vardı elbet..,
bir kolleksiyoncu edasıyla insan hayatları biriktirirdi..sürekli yeni insanlar tanır, onların yaşam süreçlerine, iniş-çıkışlarına şahit olur değerli-değersiz diye ayırmadan hepsini ayrı bir kağıda not ederdi..bu sayede kendi dışında yaşanan bir çok şeye tanıklık ettiğini düşünür ama bu hikayeleri kimseyle paylaşmazdı..
bir çok hayata tanıklık, bazılarına yoldaşlık etti ama hiçbirinde "gereğinden fazla" kal-a-madı. kendi özgürlüğüne, özgünlüğüne değecek, içinin rengine temas edebilecek herhengibir ton istemedi, düşlemedi..birinin hayatının yörüngesine adımladığını hissettiği an o hayattan kendini sürgün etti..canı yansada, yakmadığına inandı..çıktığı evrenin yörüngesine bir daha hiç göz atmadı..
sıradışı olan bir yönü yoktu aslında, sıradan olmaya ilk sıradan adaydı ama onu bir adım daha yakından tanıyanların şaşırdığı şey onun iç dünyasıydı..dışarıda herkesle konuşan, sohbet eden tüm gün gülücükleri eksilmeyen kadının içinde bomboş uzanan,ekinsiz bir tarlası vardı..her mevsimi nadas..
ve daha da ilginç olanı bu bir yalnızlık öyküsü değildi..onun yaşadığı yalınlığını kurtarmanın hikayesiydi..
şimdi bu yalınlığın içinde parıldayan, meraklı bir çift su damlası, bütün huzurunu kaçırmaya yetmişti..
neydi bu pejmürde adamın derdi diye sordu kendine..yanıt alamadı..
cevap; birsokakyetmişikimerdivenbasamağıbirzilsesivebirsorucümlesi kadar uzağındaydı..

Gar Öyküsü - 1

kahretsin..!

söylenerek kalktı sadece bir kaç saat işgal ettiği yatağından..
hızlandırmaya alınmış bir duş, şekeri unutulmuş bir kahve..
bir gece önceden seçilmiş kıyafetlerine baktı..
"sabahın bu saatinde etek giymek.." abartıyor muyum diye düşünürken, dolabında ki tüm giysileri denediğini fark etti..
sinirlenerek kendine, saatine bir göz attı..son yarım saatinin içinde olduğunu fark etti..
öfkesi katlandı.."deliriyor muyum bir adama kendimi beğendirmek için şu düştüğün hale bak.." ve devamı bir kaç adab dışı kelime..
eline ilk geçenleri giydi, makyaj yapmaya da vaktim kalmadı diye öf' lerken kendini asansörde buldu..
bütün bir gecesinin emeği..eşofman + kot mont + t-shırt ten ibaretti..
" biliyordum ama ben bu boku yiyeceğimi.." naralarıyla geçtiği üç cadde ve dört sokak sonunda gardaydı..
trenin rötar yapmış olmasına sevinsin mi üzülsün mü diye karar veremeden günün ilk sigarasını da yaktı..
ya beni öperse..nikotin yüklemesinden bayılır harhalde diye düşünürken, isterik bir şekilde güldüğünü fark etti ki bu pek iyiye alamet değildi..
vücudunun verdiği acil durum çağrısına yanıt vererek kendisini her garda karşılaşılan ama hiçbir zaman gözüne bu kadar lanet görünmeyen lavaboda aldı..cebine ne zaman koyduğunu anımsamadığı ama cennetten düştüğüne yemin edebileceği parlatıcıyla aynananın karşısına geçmişti ki...

- "İç Anadolu Mavi Treni İkinci Perona girmiştir.."

-.. Ha siktir !

Yıldız ' lı Gece (!)

hızlıca çekilmiş bir kapı

ve ardışık tonlarda birbiriyle yarışan adımlarıyla

hiç konuşmadan ama ardı ardına yakılan her bir izmariti

birbirlerinin göz hizasında bir noktaya sabitleyerek

yürüdüler..

o çok uzun barbaros caddesini


yine tek kelime etmeden

kadının dönüş bileti alındı..


adamdan tek bir hamle, bir "git" me bekleyen kadın

giderek uzayan sessizliği bozdu..

- şarap içelim mi?

- peki..

devamı yine uzayan sessizliğe eşlik eden

uzun adımlar.

tek kelime edilmeden

alınan iki şişe şarap..

ve beşiktaş sahili..

hızlıca içilen bir kaç yudumdan sonra

kadın başını adamın omzuna koydu

adam biraz tedirgin..

- birlikte olamama nedenlerimiz üzerinde yeterince konuştuk..sana dokunmayı neden istemeyişimi de..
lütfen yapma..

kadın bir nefes daha çekti sönmeye yüz tutmuş sigarasından..

ayrı geçirilen beş ay boyunca hayal ettiği tüm o kavuşma sahneleri tek tek canlanır gözünün önünde

memleketin ücra sayılabilecek hemen her kentinde

hemen hemen her gece..

ve hep aynı yıldıza bakarak

ve hep iyimser olarak

düşlediği her bir an, şimdi büyük bir fiyaskoya dönüşerek

yaşanmışlıklar içindekini yerini almıştır..

bu düşkırıklığının en yakın tanığı olan yıldıza tekrar kayar gözleri..

adama da gösterir sırdaşını..

- biliyor musun şu an bize götüyle gülüyor..

adam her zaman ki umursamazlığıyla bakar yıldıza,

- bizi o kadar ciddiye aldığını sanmıyorum..

22 Mart 2010 Pazartesi

Sahiden beni Anlamıyor musun?

Uykunun
zihinden salınıvermek için
ruhdan gerçek bir kefaret beklediği
bir zamandan
yazıyorum bunları sana..
titreyen bir el,
kültablasında iki izmarit, karıncalanan bir zihin ve bir yığın kemik ağrısı arasından
sana ulaşmaya çalışıyorum
ama sesim gecenin uğultusunda bir yerlere takılıp kalıyor.
Müezzin inanan her kalbe
günün ilk tınısını fısıldadı
bundan tam yarım saat önce.
.ve ben biraz sen’den sonra halimle kulak veremedim..

Pişman olduğum onca şey resmi geçit halndeyken zihnimde
sözcüklerden uzak duramadım..
Onlara sığınmam tutkunluğumdan değil sade,
göğsünden tam dörtyüzotuzkilometre uzakta oluşum gidecek başka bir yerimin olmaması..
daha bir yığın deli saçması neden

bunlar bir yana bir de

kırgın bir köpeğin sesi
usuldan karışıyor geceye
ben bildiğin gibi sana sus’uyorum..

ben ne’mi anlatıyorum,
sahiden, anlamıyor musun?

18 Mart 2010 Perşembe

Giderken Gördüklerim..

ben gittim..
sonra adım adım benden gidişini izledim.
seyrettim,bıraktıklarımı,bizi biz yapan herşeyi tek tek parçalayışını
bütün renkli sayfalardan beni çıkartmanı
bir basım hatası olduğumu kendine beyanını dinledim.. ve dinledim..
bende bitiremediğin yarım ezgileri başkalarına devredişini
kirli yataklarda başka dudaklara fısıldadığın her cümleyi
iç sesini.hep susan..

ve gördüm..
başka bir kadını öperken şehvetle, nasıl titrediğini..
arzunun kanatlandırdığı yüreğini gördüm hava da asılıydı
ve hala can çekişiyordu!

bir kadın ve bir adam, bir piyano ve bir gitara dair..

beyazlıktan usanıp griye çalmak üzere olan çarşafların üzerinde, az önce ki sevişmeden, düş kırıklıklarından bi-tap düşmüş, bedenleri birbirine olabildiğince yakın, zihinleri ise apayrı coğrafyaların mahsülü olan iki sefil varlıktan kadın cinsine mensup olanı, adamın yüzünü dikkatlice inceler..bir şey, ismini tam olarak koyamadığı bir şey eksiktir o haritada..

Eksik olanı tamamlar ya da yeni bir umut yaratır fikriyle bir anda sıçrar, odanın yatağa yakın kısmına fırlatılmış, içi kendi kadar karışık olan çantasına uzanır, bir müddet çabaladıktan sonra aradığını bulmuş olmanın kimilerine göre haklı mutluluğuyla döner adama;

al bakalım bu senin..
+ noel baba gibisin hayatım, bu ne?
Aç bakalım beğenecek misin?

Bir hayat kadar geriye çekilir kadın ve adamın yüzharitasında gezinmeye devam eder..adamsa elinde ki minik gitar kutusunu bir süre elinde çevirir, sonra açar..tek tek gezdirir cilalanmış yüzeyinde, tellerinin üzerinde parmaklarını.. sonra bir noktaya sabitler gözünü ve uzanır tekrar yataga..

Gitarın bir teli diğerlerinden ayrı bir mesafede, biraz başıboş, kopmamış ama kopmamak için de bir nedeni yokmuş gibi yani biraz da adamın kendisi gibi uzanmaktadır..detaydır evet ama..kadının satın alırken hiç fark etmediği adamınsa eline alır almaz gözünü diktiği bir detay..

Biraz daha kurcalar, o teli sabitlemek için zorlar kendini adam. yüzü şekilden şekile..

Kadınınsa neden yatakta yalnız bırakıldığını, bir teli düzeltmek uğruna saatlerce mesai harcadıkları ilişkilerinin fersah fersah gerisine gidildiğini anlamak için bir nedeni yoktur..

Ne de olsa bu ikindi vakti otuzdörtgünboyuncaüzerindekonuşulmuş, her detayı planlanmış, karadan dörtyüzellikilometre, deniz üzerindense iki ada boyu mesafeye mâl olmuş bir zaman dilimidir ki adamı bilmem ama kadın için asıl önemli olan birbirlerinin tenlerini ilk kez keşfettikleri, bir dudaktan su içtikleri, tek tende yandıkları zihinlerinin ortaklaşa kurguladığı bir cinnetin cennete dönüştüğü an olmasıdır.

Ve bu uzunuzun hayal edilmiş, her karesine ulaşabilmek için emek verilmiş anları hediye edilen küçücük bir gitarın ondan çok daha küçük teline feda edilmesi..

Kadın kırılır bu ve bunun gibi kendisinin dışında kaldığı ve adamın içinde yaşattığı her bir duruma..sıkıntıyla biter bir gece daha ve kadın nefret ettiği gitarı adamda bırakıp kendini sürer yollara..

Bir cenaze merasimi dışında bir daha birbirlerini görmezler. Ama kopmazlar da..hayatlarına dair her ayrıntıyı, önemli sayılabilecek her gelişmeyi, kadın adına özlemleri, adam nâmına ise fikirleri paylaşırlar bir ses, bir sözcükle..

Bu anlardan birinde adam çok uzun zamandır istediği piyanoyu alışını

odayı onun için hazırlamıştım zaten..geleceği gün, sabaha kadar hiç uyumadım..önce onu özenle yerine yerleştirdim tuşlarına dokundum..daha sonra benim için özel olan birkaç küçük şeyi üzerine..elim ilk önce o küçük gitara gitti..bir kez daha kızdım sana yanımda olmalıydın..

diye anlatır biraz sitemkar..

kadınsa yüreğine dokunan bütün siteme rağmen kendi hüznündedir..biraz da umudunda..
ne de olsa birlikte düşledikleri bir ânı yine adam yalnız yaşamış, o ise çok dışında kalmıştır..ama yine de adamın o gitarı yerleştiriken ki halini hayal edip kendisine verilen değere bir ölçü biçmekten geri duramaz, kırık da olsa mutludur.

Aradan günün tarihinin ay bazında ki hali kadar bir süre daha geçer..adam kızgındır kadının gidişine gitme sebeplerinin hiçbirini düşünmeden..

Kadınsa bütün kırgınlıklarını gömer içinde bir yerlere ve adamı, onda bıraktıklarını görmeye gider..

Soğuk ama güneşin yüzünü esirgemediği bir sabahta yine adamın ışığı dışında hiçbir huzmeyi kabul etmeyen küçük odasında..

Hayata dair, konuşulacak onca şey vardır, ikiside susmaz..

Konuşmanın bir yerinde kadının gözü adamın piyanosuna takılır..biraz uzanır ve gitarın anlattığı gibi - hâlâ- orda olduğunu görür..

Saklamaz umudunu kimseden..

“Sonun başlangıcı olan gitarım buradaysa benim yerimde burası” diye, düşünür ama bunu anlatmak için biraz daha karanlığa ihtiyacı vardır.

Derken, gece olur..

Sözlerin tükendiği yere gelinir, artık uyku vaktidir ya da daha fazlası.. ya yol ayrımındadırlar tekrar ya da yarım bıraktıkları yolun başında.. kadın içinde ki bu ikilemi çözmek için adama sığınır,

yol epey sarstı sanırım, benim çok uykum geldi..

+ peki o zaman.. benim yatağımda uyuyabilirsin, ışık seni rahatsız etmezse ben burada biraz daha çalışır, sonra misafir odasına geçerim. tabii orda uyumak istersen sen de geçebilirsin..

Kadın kulağında ki sese mi, içindekine mi inansa bilemez..araftadır yine susmak ister susamaz..bir kırılma noktasında olduklarının bilincindedir, cümle açıktır ama yine bir umut..

nasıl yani? Sen benimle uyumayacak mısın?

+ elbette hayır.

neden peki?

+ bak biz artık sevgili değiliz, beni bırakıp gittiğin günden beri..ve bunun üzerinde çok konuştuk..sevgilim olmadığına ve ben de arkadaşlarımla uyumadığıma göre.
Lütfen bakma bana öyle ben seni seviyorum bunda bir değişiklik yok, özlüyorum da..ama bu bütün bunların çok dışında bir şey..biz ayrıldık ve şimdi uyursak birlikte yeniden başlamış olacağız ben bunu istemiyorum..her zaman yanımda hayatımda ol, ama bu halinle fazlası değil..

Kadın şaşkın, bir kez daha kırgın..yoklar kendini. içinde yekpare bir yer, sığınabileceği tek bir mevzi kalmış mı diye ama nafile..

Adam safını çoktan belirlemiştir.. ve belli ki o mevkii yanında değildir.. anlar, bir kez daha yalnızdır..

Gözü o küçük gitarda mırıldanır,

ama ben aslında karanlıktan korkarım..

gitar dışında duyan kimse olmaz.. o da konuşur usuldan bir gecenin daha içine ..

ben de şaşkınım inan..beni aldığında eline sevmişti seni sevdiği kadar..ve ben ikinizin yüzünde de cilâm kadar parlak bir ışık görmüştüm..beni buraya yerleştirdiğinde, geceler boyunca sana dokunduğu gibi olmasa da okşamasında..hissetmiştim..benimle birlikte sen de buradaydın..ama biliyorsun ben teli bile aksak bir gitarım, algımda da bir hata olabilir. İnan çok üzgünüm..

kadın dinler, hem kendini hem gitarı hem geceyi..bir kaç damla yaş ardından birkaç damla gün ışığı..kimsenin son sözü yoktur, bir başlangıcı yoktur..

adam sessizce yolcular misafirini..sarılır..
kadınsa sokulur adamın boynuna, duyar içinde hiç doyamadığı kokuyu..kokusundan öper.

adama anlatamamıştır, birlikte uyuma isteğinin tensel bir durumdan ziyade solunum ihtiyacı olduğunu.. tutar soluğunu, biner araca..

adam ifadesiz bir yüzle bakarken..kadın uktesine doğru bir adım atar, bir tek öpücük lutfedilir belki kendisine diye çıkışa ilerler, şoför son bir kez daha bakar dikiz aynasından..

zaman biter..kapı kapanır..iki yarım ada ayrı denizlere yol alır..

fonda bir kadın sesi.. “ yalnızlığa elbet alışır bedenim, yalnızlıkla belki de başa çıkabilirim, çok zor gelse bile yaşar öğrenirim, sensizlik benim canımı acıtan! “

aradan bu kez hiçbir tarihin tekrarı olmayan, altın dişli bütün çingelerin üstüne muştular verdiği üç vaktin ay hali geçer..

geçen sürede bir kez daha konuşmazlar, sarılmazlar, sarsılmazlar..

sadece kadının gel-gitleri kalır..hiç susmayan iç sesi kalır..özlemi kalır bir de merakı..

kendi haline bakıp, adamın durumunada pay biçer özlemler üzerinden avunur bir süre ama yetmez..bir iz, bir ses arar.

adamın eski adreslerini, yazınlarını kovalar bir bilgiler mezarlığı üzerinden..

ve bulur..

adam hayatını sanal bir adres üzerinden halka arz etmektedir..

sevdiği şarkıların, hayran oldukları insanların üzerinden teker teker geçer tanıdık bir şeyler görmenin huzuru içerisinde..bu kadar bildik şeylerin yanında adamca bilinen varlığının unutulmadığı zannıyla..

başlıkların arasında tanıdık bir fotoğraf karşılar kendisini

adamın piyanosu ve üzerinde ona dokunan kendi gitarı.. birlikte ! eskiden olduğu gibi, olması gerektiği gibi..

tarifsiz bir sevinç kaplar, sefil vücudunda ki her bir zerreyi..

iner fotoğrafın altına ve ilk cümede sendeler..

“Dün gece G. ile...

Sinemadaydık, güzeldi. En son ayrıldığımızdan beri birlikte sinemaya gitmemiştik. İlk kez sinemaya gittiğimizden beri bir filmde böyle eğlenmemiştik. İlk tanıştığımız günden beri hiç “böylesine” birlikte değildik. Uçucu bir mutluluk...”

Bir alt satıra geçemez tekrar tekrar okur nefes almadan..

Tekrarların algıyı değiştirmediğini fark ettiğinde.. derin bir nefes alır ve bir satır daha aşağıya iner.. okuduğu her satırı yalanlayacak bir cümle, bir iz için..

“Eve geç geldik, o televizyonun karşısına kuruldu hemen, ben ona çay verdim. Arkasına bir yastık, üstüne de örtü...”

zehire doymayan bir keş kadar çaresiz, dozları arttırdı..

adamın; odasına, hayatına misafir ettiği bir “yabancı”ya evlenme teklif etme faslını, ona gösterdiği itinayı okudu satır satır..

okudukça yutkundu, yutkundukça daha sert sildi gözünden akanları..

geçti bir sonra ki cümleye,

“G. hala gitmedi, yanımda uyuyor...”

Ve durdu..

zaman durdu..milyonlarca yıldır dönen dünya durdu..nefes durdu..

kadın bir kez daha okumadı bu cümleyi..

kanının artık yürümediği parmaklarını son bir gayretle gezdirdi sayfanın üzerinde yukarı çıktı..gördüğünden emin olmak için son bir kez baktı fotografa..oradaydı..

onun sesi, kendi sesi koyun koyuna loş bir ışıkta aynı karede, sürekli değişen zamanın içinde bizzat zamanın kendisine karşı “duruyor”lardı..

bu kare vardı zaten. belleğinin ücra bir köşesine o ânın, o odanın içindeyken o adamın yanında fakat yalnız uyurken, “solunum” yetmezliğinden ölmek üzereyken, ağlamaktan rengi mora çalmaya başladığında kazımıştı..

şimdi içine kazıdığıysa; bilmediği bir zamandandı..bildiği adamın başka bir kadına nefes verdiği ..ona lûtfedilmeyen tüm sıcaklığın son gözdeye devredildiği zamanlardan..

kalktı kadın güç bela koltuğundan bir sigara yaktı, bir tane daha..

yazılan hiçbir şeye değil de birlikte oldukları zamanlardan kalan son kareye tekrar baktı..

ve çok eski bir zamanı hatırladı..annesini kendisinden kopardığını düşündüğü için hep nefret ettiği ilk çalgıyı..o siyah piyanoyu..

bir koşu indi merdivenlerden yıllar sonra o kokuyla tekrar yüzleşmek için..
dokundu tuşlarına..unuttuğu kadar tanıdıktı..
bir vakit önce çok sevdiği adamdan tekrar dinlediği şarkıyı anımsadı notalar artık ellerindeydi..seslere içinden basarak çaldı..

bir kez daha..

ve artık nefret ettiği bir piyano daha vardı; anlamadığı, bilmediği gecelere sessizce tanıklık eden bir “manalar piyanosu”..kendi sesini bastıran, gitardan bir ses daha koparan, ona yarenlik etmekten vazgeçmiş..

ve gitar yine fısıldadı, gecenin içine..

“ o günden sonra düğümlendi sesim, bıraktım yaslanmayı piyanoya..attım bozuk telimi de.. o yeni bir notaya geçti, ben sessizliğe..”

Duydu kadın sesi, çekti ellerini tuşlardan.
Bir nefes daha çekti küllerinden bir hışımla bastırdı tablasına..
O da sustu, bozuk gitarı gibi..susturdu içindeki tüm sesleri..bir kez daha baktı geceye.. kayboldu, lâl oldu..!

Kürtaj ve Sana Dair..

..kürtaj sonrası haline eşdeğerdi seninle olmak
önce küçük bir sızı
bir uyumuşluk hali sonrasında
beynine ığıl ığıl akan morfin

sen renkli rüyalara dalmışken
en mahreminde gezinen bir çift el

ve sonra ayılma anı geldiğinde
yine bir sızı
ama bu kez derinden.

dolmayacak bir boşluk
rahminden akan
bir kaç damla kan
kısa bir menzilde yürürken bacaklarına

içimden parça parça dökülen
küçük bir beden değildi..

yok olmanın kendisiydi tattırdığın,
en aciz şekliyle..!

Aldatmanın Hazzı (!)

benim
kendimi sen de unutmam
varlığınla meşgulken yalnız
yaşadığımı anımsamam
bir adımın kalması ben de
gerisini devretmem
senli başlayan tüm cümlelere
bunlar ve çoğu
eski bir ayraç gibi
kitap arasında sararmış..
bekliyor olmam hâlâ seni
biliyorum ki ihanettir kendime.
ama kendimi senle aldatmanın hazzı;
bildiğim hiç bir gece de yok!
affet !

24 Ocak 2010 Pazar

karanlıktankorkankadın

koku..kokuyla başladı her şey,soluğundan bile önce;

şahdamarının üstünü dağladığımda atan kalbinin kokusu sardı varlığı ve var olmayanı..

ölüm kokuyor şimdi her yer senden ziyade

miğdem bulanıyor, bilincim allak bullak bu zifir kuyusu kokudan

kusmak istiyorum..içimde her ne varsa sana dair; dökülsün istiyorum damla, damla kalemimden..

dökülen her satırla vücuda gelirsin belki, dirilen son tanrı gibi-ki anlarsın sen dirilmeden önce öldürülmüş olduğunu,eksikliğinden-..

kudreti kendine yetmeyen tanrı-adam olur gelirsin ötelerden..

sarılırım sana sımsıkı etin acır,konuşamazsın...ölsen de konuşmazsın zaten sen,konuştuğundaysa alt metnin asıl olduğunu bilir takarım "sen" gözlüklerimi..

senden bakarım da sana yine çıkamam içinden..

düğüm olur kalırsın.ama yabancı kalırsın en az dünya kadar bana.öpsem donar, sarılsam üşürsün içinin yalnızlığında..

ben yine de sarılırım sana sımsıkı örterim üstünü bütün korkularının ve yasak meyvelerle donanmış bir masa da hazırlarım sana belki bir kadehte rakı..

yine de üşürsün sen,ısıtamam içini; duygusal cereyanda kalmamak için kapatırsın tüm kapılarını ben yine dışarda kalırım..!

dışarısıda en azsenin kadar karanlıktır ve sen bilirsin aslında ben karanlıktan korkarım!