beyazlıktan usanıp griye çalmak üzere olan çarşafların üzerinde, az önce ki sevişmeden, düş kırıklıklarından bi-tap düşmüş, bedenleri birbirine olabildiğince yakın, zihinleri ise apayrı coğrafyaların mahsülü olan iki sefil varlıktan kadın cinsine mensup olanı, adamın yüzünü dikkatlice inceler..bir şey, ismini tam olarak koyamadığı bir şey eksiktir o haritada..
Eksik olanı tamamlar ya da yeni bir umut yaratır fikriyle bir anda sıçrar, odanın yatağa yakın kısmına fırlatılmış, içi kendi kadar karışık olan çantasına uzanır, bir müddet çabaladıktan sonra aradığını bulmuş olmanın kimilerine göre haklı mutluluğuyla döner adama;
al bakalım bu senin..
+ noel baba gibisin hayatım, bu ne?
Aç bakalım beğenecek misin?
Bir hayat kadar geriye çekilir kadın ve adamın yüzharitasında gezinmeye devam eder..adamsa elinde ki minik gitar kutusunu bir süre elinde çevirir, sonra açar..tek tek gezdirir cilalanmış yüzeyinde, tellerinin üzerinde parmaklarını.. sonra bir noktaya sabitler gözünü ve uzanır tekrar yataga..
Gitarın bir teli diğerlerinden ayrı bir mesafede, biraz başıboş, kopmamış ama kopmamak için de bir nedeni yokmuş gibi yani biraz da adamın kendisi gibi uzanmaktadır..detaydır evet ama..kadının satın alırken hiç fark etmediği adamınsa eline alır almaz gözünü diktiği bir detay..
Biraz daha kurcalar, o teli sabitlemek için zorlar kendini adam. yüzü şekilden şekile..
Kadınınsa neden yatakta yalnız bırakıldığını, bir teli düzeltmek uğruna saatlerce mesai harcadıkları ilişkilerinin fersah fersah gerisine gidildiğini anlamak için bir nedeni yoktur..
Ne de olsa bu ikindi vakti otuzdörtgünboyuncaüzerindekonuşulmuş, her detayı planlanmış, karadan dörtyüzellikilometre, deniz üzerindense iki ada boyu mesafeye mâl olmuş bir zaman dilimidir ki adamı bilmem ama kadın için asıl önemli olan birbirlerinin tenlerini ilk kez keşfettikleri, bir dudaktan su içtikleri, tek tende yandıkları zihinlerinin ortaklaşa kurguladığı bir cinnetin cennete dönüştüğü an olmasıdır.
Ve bu uzunuzun hayal edilmiş, her karesine ulaşabilmek için emek verilmiş anları hediye edilen küçücük bir gitarın ondan çok daha küçük teline feda edilmesi..
Kadın kırılır bu ve bunun gibi kendisinin dışında kaldığı ve adamın içinde yaşattığı her bir duruma..sıkıntıyla biter bir gece daha ve kadın nefret ettiği gitarı adamda bırakıp kendini sürer yollara..
Bir cenaze merasimi dışında bir daha birbirlerini görmezler. Ama kopmazlar da..hayatlarına dair her ayrıntıyı, önemli sayılabilecek her gelişmeyi, kadın adına özlemleri, adam nâmına ise fikirleri paylaşırlar bir ses, bir sözcükle..
Bu anlardan birinde adam çok uzun zamandır istediği piyanoyu alışını
odayı onun için hazırlamıştım zaten..geleceği gün, sabaha kadar hiç uyumadım..önce onu özenle yerine yerleştirdim tuşlarına dokundum..daha sonra benim için özel olan birkaç küçük şeyi üzerine..elim ilk önce o küçük gitara gitti..bir kez daha kızdım sana yanımda olmalıydın..
diye anlatır biraz sitemkar..
kadınsa yüreğine dokunan bütün siteme rağmen kendi hüznündedir..biraz da umudunda..
ne de olsa birlikte düşledikleri bir ânı yine adam yalnız yaşamış, o ise çok dışında kalmıştır..ama yine de adamın o gitarı yerleştiriken ki halini hayal edip kendisine verilen değere bir ölçü biçmekten geri duramaz, kırık da olsa mutludur.
Aradan günün tarihinin ay bazında ki hali kadar bir süre daha geçer..adam kızgındır kadının gidişine gitme sebeplerinin hiçbirini düşünmeden..
Kadınsa bütün kırgınlıklarını gömer içinde bir yerlere ve adamı, onda bıraktıklarını görmeye gider..
Soğuk ama güneşin yüzünü esirgemediği bir sabahta yine adamın ışığı dışında hiçbir huzmeyi kabul etmeyen küçük odasında..
Hayata dair, konuşulacak onca şey vardır, ikiside susmaz..
Konuşmanın bir yerinde kadının gözü adamın piyanosuna takılır..biraz uzanır ve gitarın anlattığı gibi - hâlâ- orda olduğunu görür..
Saklamaz umudunu kimseden..
“Sonun başlangıcı olan gitarım buradaysa benim yerimde burası” diye, düşünür ama bunu anlatmak için biraz daha karanlığa ihtiyacı vardır.
Derken, gece olur..
Sözlerin tükendiği yere gelinir, artık uyku vaktidir ya da daha fazlası.. ya yol ayrımındadırlar tekrar ya da yarım bıraktıkları yolun başında.. kadın içinde ki bu ikilemi çözmek için adama sığınır,
yol epey sarstı sanırım, benim çok uykum geldi..
+ peki o zaman.. benim yatağımda uyuyabilirsin, ışık seni rahatsız etmezse ben burada biraz daha çalışır, sonra misafir odasına geçerim. tabii orda uyumak istersen sen de geçebilirsin..
Kadın kulağında ki sese mi, içindekine mi inansa bilemez..araftadır yine susmak ister susamaz..bir kırılma noktasında olduklarının bilincindedir, cümle açıktır ama yine bir umut..
nasıl yani? Sen benimle uyumayacak mısın?
+ elbette hayır.
neden peki?
+ bak biz artık sevgili değiliz, beni bırakıp gittiğin günden beri..ve bunun üzerinde çok konuştuk..sevgilim olmadığına ve ben de arkadaşlarımla uyumadığıma göre.
Lütfen bakma bana öyle ben seni seviyorum bunda bir değişiklik yok, özlüyorum da..ama bu bütün bunların çok dışında bir şey..biz ayrıldık ve şimdi uyursak birlikte yeniden başlamış olacağız ben bunu istemiyorum..her zaman yanımda hayatımda ol, ama bu halinle fazlası değil..
Kadın şaşkın, bir kez daha kırgın..yoklar kendini. içinde yekpare bir yer, sığınabileceği tek bir mevzi kalmış mı diye ama nafile..
Adam safını çoktan belirlemiştir.. ve belli ki o mevkii yanında değildir.. anlar, bir kez daha yalnızdır..
Gözü o küçük gitarda mırıldanır,
ama ben aslında karanlıktan korkarım..
gitar dışında duyan kimse olmaz.. o da konuşur usuldan bir gecenin daha içine ..
ben de şaşkınım inan..beni aldığında eline sevmişti seni sevdiği kadar..ve ben ikinizin yüzünde de cilâm kadar parlak bir ışık görmüştüm..beni buraya yerleştirdiğinde, geceler boyunca sana dokunduğu gibi olmasa da okşamasında..hissetmiştim..benimle birlikte sen de buradaydın..ama biliyorsun ben teli bile aksak bir gitarım, algımda da bir hata olabilir. İnan çok üzgünüm..
kadın dinler, hem kendini hem gitarı hem geceyi..bir kaç damla yaş ardından birkaç damla gün ışığı..kimsenin son sözü yoktur, bir başlangıcı yoktur..
adam sessizce yolcular misafirini..sarılır..
kadınsa sokulur adamın boynuna, duyar içinde hiç doyamadığı kokuyu..kokusundan öper.
adama anlatamamıştır, birlikte uyuma isteğinin tensel bir durumdan ziyade solunum ihtiyacı olduğunu.. tutar soluğunu, biner araca..
adam ifadesiz bir yüzle bakarken..kadın uktesine doğru bir adım atar, bir tek öpücük lutfedilir belki kendisine diye çıkışa ilerler, şoför son bir kez daha bakar dikiz aynasından..
zaman biter..kapı kapanır..iki yarım ada ayrı denizlere yol alır..
fonda bir kadın sesi.. “ yalnızlığa elbet alışır bedenim, yalnızlıkla belki de başa çıkabilirim, çok zor gelse bile yaşar öğrenirim, sensizlik benim canımı acıtan! “
aradan bu kez hiçbir tarihin tekrarı olmayan, altın dişli bütün çingelerin üstüne muştular verdiği üç vaktin ay hali geçer..
geçen sürede bir kez daha konuşmazlar, sarılmazlar, sarsılmazlar..
sadece kadının gel-gitleri kalır..hiç susmayan iç sesi kalır..özlemi kalır bir de merakı..
kendi haline bakıp, adamın durumunada pay biçer özlemler üzerinden avunur bir süre ama yetmez..bir iz, bir ses arar.
adamın eski adreslerini, yazınlarını kovalar bir bilgiler mezarlığı üzerinden..
ve bulur..
adam hayatını sanal bir adres üzerinden halka arz etmektedir..
sevdiği şarkıların, hayran oldukları insanların üzerinden teker teker geçer tanıdık bir şeyler görmenin huzuru içerisinde..bu kadar bildik şeylerin yanında adamca bilinen varlığının unutulmadığı zannıyla..
başlıkların arasında tanıdık bir fotoğraf karşılar kendisini
adamın piyanosu ve üzerinde ona dokunan kendi gitarı.. birlikte ! eskiden olduğu gibi, olması gerektiği gibi..
tarifsiz bir sevinç kaplar, sefil vücudunda ki her bir zerreyi..
iner fotoğrafın altına ve ilk cümede sendeler..
“Dün gece G. ile...
Sinemadaydık, güzeldi. En son ayrıldığımızdan beri birlikte sinemaya gitmemiştik. İlk kez sinemaya gittiğimizden beri bir filmde böyle eğlenmemiştik. İlk tanıştığımız günden beri hiç “böylesine” birlikte değildik. Uçucu bir mutluluk...”
Bir alt satıra geçemez tekrar tekrar okur nefes almadan..
Tekrarların algıyı değiştirmediğini fark ettiğinde.. derin bir nefes alır ve bir satır daha aşağıya iner.. okuduğu her satırı yalanlayacak bir cümle, bir iz için..
“Eve geç geldik, o televizyonun karşısına kuruldu hemen, ben ona çay verdim. Arkasına bir yastık, üstüne de örtü...”
zehire doymayan bir keş kadar çaresiz, dozları arttırdı..
adamın; odasına, hayatına misafir ettiği bir “yabancı”ya evlenme teklif etme faslını, ona gösterdiği itinayı okudu satır satır..
okudukça yutkundu, yutkundukça daha sert sildi gözünden akanları..
geçti bir sonra ki cümleye,
“G. hala gitmedi, yanımda uyuyor...”
Ve durdu..
zaman durdu..milyonlarca yıldır dönen dünya durdu..nefes durdu..
kadın bir kez daha okumadı bu cümleyi..
kanının artık yürümediği parmaklarını son bir gayretle gezdirdi sayfanın üzerinde yukarı çıktı..gördüğünden emin olmak için son bir kez baktı fotografa..oradaydı..
onun sesi, kendi sesi koyun koyuna loş bir ışıkta aynı karede, sürekli değişen zamanın içinde bizzat zamanın kendisine karşı “duruyor”lardı..
bu kare vardı zaten. belleğinin ücra bir köşesine o ânın, o odanın içindeyken o adamın yanında fakat yalnız uyurken, “solunum” yetmezliğinden ölmek üzereyken, ağlamaktan rengi mora çalmaya başladığında kazımıştı..
şimdi içine kazıdığıysa; bilmediği bir zamandandı..bildiği adamın başka bir kadına nefes verdiği ..ona lûtfedilmeyen tüm sıcaklığın son gözdeye devredildiği zamanlardan..
kalktı kadın güç bela koltuğundan bir sigara yaktı, bir tane daha..
yazılan hiçbir şeye değil de birlikte oldukları zamanlardan kalan son kareye tekrar baktı..
ve çok eski bir zamanı hatırladı..annesini kendisinden kopardığını düşündüğü için hep nefret ettiği ilk çalgıyı..o siyah piyanoyu..
bir koşu indi merdivenlerden yıllar sonra o kokuyla tekrar yüzleşmek için..
dokundu tuşlarına..unuttuğu kadar tanıdıktı..
bir vakit önce çok sevdiği adamdan tekrar dinlediği şarkıyı anımsadı notalar artık ellerindeydi..seslere içinden basarak çaldı..
bir kez daha..
ve artık nefret ettiği bir piyano daha vardı; anlamadığı, bilmediği gecelere sessizce tanıklık eden bir “manalar piyanosu”..kendi sesini bastıran, gitardan bir ses daha koparan, ona yarenlik etmekten vazgeçmiş..
ve gitar yine fısıldadı, gecenin içine..
“ o günden sonra düğümlendi sesim, bıraktım yaslanmayı piyanoya..attım bozuk telimi de.. o yeni bir notaya geçti, ben sessizliğe..”
Duydu kadın sesi, çekti ellerini tuşlardan.
Bir nefes daha çekti küllerinden bir hışımla bastırdı tablasına..
O da sustu, bozuk gitarı gibi..susturdu içindeki tüm sesleri..bir kez daha baktı geceye.. kayboldu, lâl oldu..!