11 Temmuz 2010 Pazar

Günortasından

Seni düşünüyorum..

Bir gülümseme gelip

yerleşiyor

yüzümün orta yerine..

yanımda oturan

gözlüklü kadın

durup duruken gülümseyen bir kıza

deli diyor içinden..

göz göze geliyoruz

anlamıyor..

ne gam!

pencereden yansıyan silüetime bakıyorum

seni düşünmek,

ne güzel şey!

Meryem Ana'nın Oğlu..

olmadık bir yerde karşılaşmıştık..
adı lazım olmayan bir hastahanenin gri -bile- olmaktan çok uzak koridorunda..onun yanında pek de genç sayılmayan bir kadın..ben de ise, kuzenim ve ilkem hemşire..ilkemle bu hastanede çalışmaya başladığı ilk yıllardan itibaren birlikteyiz..iddiasız bir kadındır ama fettandır..kemodan çıkmış bir hastayı kahkaha krizine sokabilecek enerjisini yıllar içinde kaybetmedi..ama o yıllara bir göz attığımda iki çocuk kaybetmiş olduğu gerçeğini anımsamadan edemiyorum. neyse bu ayrı bir öykünün konusu..
tek kelime etmedik, oradaki hastaların adeti olduğu üzere selamlaştık..hepsi o..

değişik bir göz rengi vardı adamın, gri olmak üzereyken yeşilde karar kılmış.. sakin değil ama duyarsız bakıyordu çevresine..
yine de rahatsız etmedi beni..aradan iki ay kadar bir zaman zarfı geçti..bu kez bahçede karşılaştık..
benim bir sebepten delirmiş, sigara yiyen halime tanıklık ediyordu..farkedilince, yakalanan her çocuk gibi gülümsedi..
aldırmadım..sinirli olduğu zamanlarda insanlara bulaşmanın olası sonuçlarıyla yüzleşeli epey olmuştu..
o da üstelemedi..

sonrası bundan bir ay öncesine denk geliyor..yine aynı yerdeydik..zaten kimse de bizden duvar kağıtları çiçeklerle bezeli bir pastane karesi bekleyemezdi..

tahlil sonuçlarını bekliyordum..bir elimde telefon..çok uzaklarda bir adamın teselli kabilinden maymunluklarına gülüyordum ki onu gördüm..başımla kısa bir selam verdim, aldı..telefonumu kapattığımda yanımdaydı..şaşkınlığımı her zaman olduğu gibi bir gülücükle örtmeye çalışıyordum ki söze girdi..

- güldüğün zaman Meryem Ana'ya benziyorsun..

+ efendim..

- duydun beni. dedi gülümseyerek..

+ evet duyduğum en garip iltifattı teşekkür ederim ama..

- ama..

+ Meryem Ana olamayacak kadar çok gece gördüm.. dedim, içtendim..

anladı..sustuk bir süre birlikte..susan halini sevmiştim, sabırsız değildi..biraz sonra İlkem geldi elinde tahlillerle, vedalaştık..

Yol sohbetimizin konusuydu..İlkem'de pek yakından tanımıyordu sadece ermeni olduğunu biliyordu, kolyesi dikkatini çektiğinden öğrendiği bir bilgiydi..bir de hasta olduğunu..ki bunu bilmek için bir kahine ihtiyacımız yoktu..
sevimli sevimli gülümsedi İlkem," ilgini çektiyse bir araştırayım, beyaz atlını"..
gülümsedim gerek yok demeye sesim yetmedi..

sıradan bir günortasında yine geç uyuduğumdan alarm görevini biri üstlenmişti..ilkem'in ismini okur okumaz mahmurluğumu üstümden attım..tıp dünyasının gerekli gördüğünün dışında bir samimiyetimiz vardı ilkemle ama durduk yer de aramayacağını da bilirdim..

- efendim..

+ nasılsın boncuğum - hitap tarzını hiç değiştiremedi-

- iyiyim canım, sen ?

+ ben pek iyi değilim..o çocuk vardı ya, kaybetmişler iki gün önce..

anlamakta zorlanıyordum hangi çocuk olduğunu, anımsadığımda ise sorunum çocuğun kim olduğundan ziyade kaybetmişler cümlesinin içeriğiydi..

- ne demek kaybetmişler..nereye gitmiş..

+ nereye mi gitmiş..ölmüş yahu ! Allah Allah..

duyduğum sese inanmakta zorlandım..her zaman yaptığım gibi işime gelmeyen acıyı kabullenmeyecektim

- saçmalama ya..

+ ne saçmalaması..çok üzüldüm tatlım ya..

yutkundum , ciddiydi..
hayatım boyunda üç kez gördüğüm bir adam şimdi yoktu..bir gün ben de bir dakikalık bir konuşmaya mı sığacaktım o koca tabutumla..

- ilkem ben de hastayım..nasıl söylersin bana bunu böyle.. - ne demekse-

duraladı ilkem..refleksle kurduğum cümle onu incitmişti belliydi sessizliğinden..

+ özür dilerim canım...senin için önemli olduğunu bilmiyordum..bıdı ıdı... bir şeyler geveledi..dinlemedim..ne demek benim için önemli miydi..aceleyle kapattım telefonu..

bir süre şaşkın şaşkın baktım pencereden..bir bulut biraz daha ilerledi ya da düz mantıkla dünya döndü ,yine..hep olduğu gibi..

hoşçakal çocuk..umarım gerçek bir Meryem karşılıyordur seni orada..

günahsız koynuna bastırmak için başını..

ben de isterdim ama söyledim, hiç yerim yok...

Kadın, Zehir..

kemikli yüz hatlarını çevreleyen

gür, kıvrımlı, koyu saçları..

tam ortasında parlayan bir çift ışık..

sesi pürüzlü en az teni kadar..

örselenmekten düzelmiş yerleri halka arz edilmiş..

karanlıkta kalan kısımlar sürgünlere ait..

karanlık yoğun, balçık kıvamında, ıslak..

boyu uzak..serviden alıntı değil endamı..

kırılgılığı içinde..dışında kalan şimşâd..

göğü bulutlu..güneşi içine saklamış..

istediğinde damıtıyor..süzülenler sözünde..

vaktiyle bıraktıkları içinde kalıyor..yutkunuyor zaman zaman..

yalnızken genizden geliyor sesi, en yakını duymuyor..

duyurmak gibi bir derdi de olmuyor kadının..

sevinçleri anlık..gelip gitmelere alışkın..

dengesizlik temsili sayılan hareketleri yoruma mugayir..

kendi içinde tutarlı aslında, biliyor..

yoruluyor kadın..delirmemek için.

.ayak tabanları zihnini örtüyor...

çetin ceviz bilir O'nu tüm tabakları tadanlar..

seçimini salt onun varlığında kullanan ılık dokunuşlarını da tadar..

usulünce, usulundan..

ama her hali yakar kadının..

nefesi ateş..teninde gizli mâdeni..

kuytusu aşikâr..

kokusundan anlıyorsun..

teni zehir..

dünü zehir, ânı zehir..

kadın, zehir !