yine evin aynı köşesindeyim..
kulaklarımda avazı çıktığı kadar şarkı söyleyen bir adamın sesi..
ellerim saçlarıma dolanmış, kafatasıma kuvvet uygulayan bir mengene..
ağlamıyorum şimdilik, dahası bu becerebildiğim bir şey değil..
dudaklarımı kanatıyorum olanca hırsımla..
şakaklarımda atıyor nabzım..
etkiye tepki..
zaman, zaman eşlik ediyorum adamın sesine
gırtlağımda küçük delikler açma arzum depreşiyor
bununla ilgileniyorum..
odaya aniden ki mutlaka yanlışlıkla giren herkese
-"iyiyim" diyorum..
yüzümde tonlarca ağırlığında bir gülümseme
dudaklarıma yana doğru bir kavis vermek ağır geliyor ânımda ama alışkanlık..bozmuyorum..
kendimi tecrid ediyorum..
alıp karşıma konuşuyorum perde perde ilerleyen çatallamış sesim
bitmek bilmeyen sorular soruyor..
yüzüme bakıyorum..incelmiş, beyazın her tonu özellikle de sarıyla uyumu gözümü yoruyor
yorulan gözlerime bakıyorum
hep aynı sahnenin tekrarını izlemekten ayarı bozulmuş..küçük olan herşeyi belli bir oranda büyüten gözbebeklerime..
bu hastalığın kısa bir ismi vardı ama anımsamak istemiyorum..
sözcüklerle aram pek iyi değil..
devredilen mal varlığı listemdeler..
üzülmüyorum..bir icra memurunun hiç aklanmayacak ellerine teslim edişime..
kendimi bir kere daha bırakıyorum zamandan aşağı..
başş aşağı..
susuyorum..
biliyorum, birazdan sızacağım..
uyandığımda başımı yasladığım şeyin
omuzun değil de duvar olduğunu farkedeceğim..
- du- var..bunun sen olmadığına kim inanır !?
27 Mayıs 2010 Perşembe
19 Mayıs 2010 Çarşamba
Dans Et Benimle, Zaman İşgal Altında Olsa da..
dağılmış bir kent, insanlarıyla..
her yanda kırmızı bayraklar
kara postallar, lacivert siren sesleri, korkudan tutuşmuş sarı benizler..
geri kalan tüm renkler çekilmiş yeryüzünden..
müzik susmuş, caddeler devredilmiş zorla gelenlere
zaman kırılmış..buzdan bir fanus misali
sevgilisi asker, oğlu asker olanların gözlerinden akmış
Tuna'nın kanallarında ölü kargalar
yanıbaşında ölmeye hazırlanan iki ten
leşlerin kol gezdiği şehirde
son bir dansa razı..
kadının soğuktan uyuşan elleri adamın boynunda
göğüs göğüse çarpışmak öğretilmiş..
adam da kavramış belini kadının,
bir adım sonra kalçaları avuçlarında..
kasıklarının teması, dalga dalga yayılan sıcaklık,
göğünde bir ışık zamanın, ama yine de az..
aklından başka neyini kaybetttiğini bilmedikleri bir sokak çalgıcısı
belki de son notasına basıyor eprimiş akordeon 'un..
- birazdan müzik bitecek..
+ biliyorum, sen yine de öp beni..
02. 04. 45
her yanda kırmızı bayraklar
kara postallar, lacivert siren sesleri, korkudan tutuşmuş sarı benizler..
geri kalan tüm renkler çekilmiş yeryüzünden..
müzik susmuş, caddeler devredilmiş zorla gelenlere
zaman kırılmış..buzdan bir fanus misali
sevgilisi asker, oğlu asker olanların gözlerinden akmış
Tuna'nın kanallarında ölü kargalar
yanıbaşında ölmeye hazırlanan iki ten
leşlerin kol gezdiği şehirde
son bir dansa razı..
kadının soğuktan uyuşan elleri adamın boynunda
göğüs göğüse çarpışmak öğretilmiş..
adam da kavramış belini kadının,
bir adım sonra kalçaları avuçlarında..
kasıklarının teması, dalga dalga yayılan sıcaklık,
göğünde bir ışık zamanın, ama yine de az..
aklından başka neyini kaybetttiğini bilmedikleri bir sokak çalgıcısı
belki de son notasına basıyor eprimiş akordeon 'un..
- birazdan müzik bitecek..
+ biliyorum, sen yine de öp beni..
02. 04. 45
8 Mayıs 2010 Cumartesi
Davetsiz Düş'e İsyan
ani verilmiş kararlar, sonuna gelinmiş yollardan geri dönüşler gibi..
huzura bir kaç adım yaklaşmışken en azından uykuda
gelişin..
azla çok arası tanıdığım bir adamın
seri katil edasında devreden rüyalarımın başkahramanı olması
trenlerin ugradığı garlardan seni hep benim uğurlayışım..
nedensiz..
teninin tuzunu bilmem ama uyandığımda sana akar her damla yaşım
dudaklarımda kalan tuzu bilirim.
bir gece boyunca kargalar tarafından didiklenmiş, kanını akıtmış sonra kurutmuş ayazda
araf kapılarından sürüklediğim cesedin, gördüğüm en büyük çocuk olarak dizlerimde yatışın
sonuna gelmemiş her masalın sana devredilişi..
metro duraklarından seni toplayışım,
yüzünü yıkayışım "neden" sorusuna eşlik eden her bir damlayla
meydan savaşlarının orta yerinde kalmışsın gibi, yaralarını sarışım
sonu gelsin istiyorum artık,.. bu gece yarısı iz sürüşlerin..
ben davet etmeden gelme rüyalarıma,
delirdiğime bir kanıt da sen olma
anlıyor musun ?
huzura bir kaç adım yaklaşmışken en azından uykuda
gelişin..
azla çok arası tanıdığım bir adamın
seri katil edasında devreden rüyalarımın başkahramanı olması
trenlerin ugradığı garlardan seni hep benim uğurlayışım..
nedensiz..
teninin tuzunu bilmem ama uyandığımda sana akar her damla yaşım
dudaklarımda kalan tuzu bilirim.
bir gece boyunca kargalar tarafından didiklenmiş, kanını akıtmış sonra kurutmuş ayazda
araf kapılarından sürüklediğim cesedin, gördüğüm en büyük çocuk olarak dizlerimde yatışın
sonuna gelmemiş her masalın sana devredilişi..
metro duraklarından seni toplayışım,
yüzünü yıkayışım "neden" sorusuna eşlik eden her bir damlayla
meydan savaşlarının orta yerinde kalmışsın gibi, yaralarını sarışım
sonu gelsin istiyorum artık,.. bu gece yarısı iz sürüşlerin..
ben davet etmeden gelme rüyalarıma,
delirdiğime bir kanıt da sen olma
anlıyor musun ?
7 Mayıs 2010 Cuma
Kör Nefes
demon'a..
tüm heceler Araf'da bekler..
en acizleri, en latifleri
el-pençe olur, kutsanmak için..
ve kapı açılır..
her iki yandan da
ışık yok, zaman soluk
bir tek ses duyulur
bilinen en çirkin suretden
sarmallar çözülür
âna dek adı konulmamış tüm günahlar
günün en zifiri mateminde bile
dile gelmeyen..
dökülür olanca ihtişamıyla
göğün her katından
kadının rahmine..
düş et'e dönüşür
damarlardan akan
zevkin en koyu hali
hayli miktarda zehir,
kimse dirilmez
bilinir hiç bir "leş"
aslında, ölmez..
kadın aralar gözlerini
suret yok..
aralar dudaklarını ses yok..
ciğerlerini bir köpeğe hediye ettiğini anımsar..
su'sar..
tüm heceler Araf'da bekler..
en acizleri, en latifleri
el-pençe olur, kutsanmak için..
ve kapı açılır..
her iki yandan da
ışık yok, zaman soluk
bir tek ses duyulur
bilinen en çirkin suretden
sarmallar çözülür
âna dek adı konulmamış tüm günahlar
günün en zifiri mateminde bile
dile gelmeyen..
dökülür olanca ihtişamıyla
göğün her katından
kadının rahmine..
düş et'e dönüşür
damarlardan akan
zevkin en koyu hali
hayli miktarda zehir,
kimse dirilmez
bilinir hiç bir "leş"
aslında, ölmez..
kadın aralar gözlerini
suret yok..
aralar dudaklarını ses yok..
ciğerlerini bir köpeğe hediye ettiğini anımsar..
su'sar..
Bir Ada Düş'ü
öğleden sonranın en yalın halidir, kabataş'tan vapura bindiklerinde
haftalardır hayal ettikleri hayale bir deniz mesafesi kadar uzaktadırlar artık
sabahın puslu hali silinmiştir gökyüzünden, bekledikleri yağmur yağmayacaksa da dert etmezler
yaşlı bir çiftin karşısındaki banka ilişirler usulca,
bir çok konunun üzerinden adım adım geçerlerken, kadın usulca yaslar başını adamın omuzuna
denizin sukutundan çok uzak martıları izlerler..susarak konuşurlar..derinden bir huzur konar ellerine
iskelesine vapurlardan önce kedilerin yakıştığı adaya gelirler nihayet..
halki isimli şirin bir pansiyona o geceliğine ev derler..
odaya girişte kadın gergin, adam suskun bir müddet otururlar..
aynı yatagın üzerinde ilk sigaraları..
nasıl geldiği bilinmeyen bir sevişmek gelir, gitmez..
odadaki ilk üç saatlerini tükettiklerini, açlıklarını fark ederler..
hava kararma saatlerindedir..
adamı bilmem ama bu sıralarda kadın bir şeyi daha farkeder,
yataktan kalkmadan uzanır adamın ellerine, sıkı sıkıya tutar
- ben yarın sabah gidiyorum
+neden?
- çünkü olmuyor, olmayacak..sorma daha fazla..
+ sormayacağım çünkü anlatacaksın, giyin hadi çıkalım.
altı-yedi masalık bir balık lokantasında alırlar soluğu, gerginlik aralarından ayrılmaz
iki levrek, iki bira ve koca bir salata tabağına bir yığın konu eşlik eder.
geçmişten konuşurlar, yapılmak istenenlerden, totemlerden, masanın üstünde bir noktaya asılmış bir resmin perspektifinden, müzikten...
konu bir noktadan itibaren geleceğe gelir...birbirlerini anlamamakta direnirler...
koyu sohbetin nihayeti adam için, kadının kendini anlamadığına, düşüncelerine saygı duymadığına bağlanır
kadın için, adamın kendisini vazgeçemeyecek kadar sevmediğine..
bunun dışında her konuda anlaşılmıştır.. kadın adamın umutlarının destekçisidir yine, anlayanı; adam da kadının ışığı. tualde ki tek rengi..
tartışmanın bir yerinde kadın duraksar, yorulmuştur artık..yüzünü yıkamak için izin ister..döndüğünde telefonunda bir mesaj;
"seninle olmak için seninle olma nedenlerimden vazgeçmem"..okur usulca tek kelime etmez çıkarlar..
hava serindir biraz, adam uzatır elini, kadında sokulur biraz daha..
- denizi izleyelim mi biraz?
+ olur..
yakamozu olan bir deniz değildir ama tıpkı onlar gibi dinginde değildir..
kadın biraz daha sokulur adama, uzanır öper..uzun, uzun...boynunda gezinir, sakallarında..bir adım sonrası ateştir herkes alır kokuyu..uzanır adamın erkekliğine,
adam,
- bizim bir odamız var hayatım.. diye belirler rotayı kısılmış sesiyle..
+ gitmek istemiyorum..
devam ederler kaldıkları yerden..kesik solukları birbirine karışmışken adam sorar,
- ormana gidelim mi?
kadın duraksar bir an için..mantık çizgisinden çıktığını hiç görmediği bir adamın bu önerisine şaşırır, sevinir de ama bir adımda olsa çizgiyi aşabildiklerine..
+ peki, der daha fazla düşünmeden..
sevişmekle ilgili tek kelime etmeden, aynı suçun gönüllüsü olmanın yarattığı güvenle çıkarlar patikayı..
sonrası, biraz yeşil, biraz sıcak çokça da aşktır..
dönüş yolunda adam birden sorar,
- sana attığım mesajı anladın mı ?
kadının cevab nettir,
- "bence ikimizde anlamadık.".
bir çocuk parkını geçip, buraya yerleşsek hayalleriyle göz koydukları evlerin yanından pansiyona ulaşırlar..
sabahın ilk ışıklarına kadar süren sohbetler..adamın korkuları, kadının iç yargıları..
uyanırlar..kesik bir kaç cümle, özensiz bir toplanma çabası..fularlar çıkartılır, izler örtülür bir gece öncesinden kalan..
gecelik ev terk edilir..öyle sessiz, kayıp..
iki simit, iki kahvenin başınadır doymaları.. ayakları altında bir tüy yumağı..birbirlerine değmeden ilgisiz konular üzerinden bir kaç lakırtı..
söz biter, vapur yetişir imdada..
son bir kare ister kadın adamdan, adaya son veda adam üzerinden olur.. bir tek güneş huzurludur havada..bir tek o sıcak..
bir gün arayla ikinci ziyaretleridir yüzen bir adayı.. ilkinden daha sessiz, daha uzak ilişirler yine bir banka..kimsenin güneşe mecali yoktur, alt katın kuytusuna sığınırlar..
sessizliği adam bozar, kendileri dışında herşeyden bir tutam anlatarak..kadın da eşlik eder içindeki onca gürülteye rağmen..birer cümleyi geçmeyen yanıtlarıyla..
zihninde tonlarca kaçış planı..hepsi istemsiz, isteksiz olduğu kadar.. bir çok keşkeye yutkunur, anlatamaz meramını..
" tut beni, yanında tut..bir yarım hikaye daha istemiyorum..aslında hiçbir şey istemiyorum senin dışında..gitmelere mecbur etme beni.." diyemez..
kadının iç sesleri vapurun son düdüğüne karışır..
- batamadın değil mi?
+ efendim ?
- sana değil vapura söyledim..
+ hımm..bir taksiye binelim..arnavutköy'de kaldı araba, onu alıp öyle geçeriz eve..duşta alamadık zaten..şenliklere de az kaldı ancak yetişiriz..
- peki. ( arabaya da, şenliğe de, çingelere de, sana da hatta bana da..gidiyorum diyorum duymuyor musun )
rengi ruhuna kaçmış bir taksiyi durdurur adam, binerler en fazla beş dakika sürecek son yolculuklarına da çıkarlar böylece..
kadın ağlamaklı bakar adamın yüzüne. bir cümle, bir tek cümle için kıvrandığını, gitme hazırlığını görmeyen gözlere bakar..hep ışık gördüğü gözler umursamazdır..
öpmeye doyamadığı ağızdan yine bilmem kaçıncı kez duyduğu "başka" insanlara ait yargılardan başka tek cümle çıkmaz..kadın sıkar avucunda ki eli, elin sahibi anlamaz..
ve son durak..
- sen git, bu kadar çantayla yürümek istemiyorum ben. seni beklerim burada.
+ peki sen bilirsin..
- buğra..
+ efendim
- neyse, yok bir şey..
adam geçer yolun karşısına...gözden kaybolana kadar bakar kadın ardından..sevdiği tek adamın gidişine..gitme demek için de, gidiyorum demek için de geç bir saattir..
bir kaç damla arasında yutkunur..
gözleri kendine asılı balıkçıyı fark eder..
- sevgilin mi ?
+ öyleydi.
- ...
+ ben şimdi bu denize atlasam ölür müyüm ?
- efendim?
kadın gülümser zoraki, soru yine muhatabında değildir.
bir taksiyi daha dahil eder gününe..sonrası otogar..
adamın kendisini beklediği banklardan birine oturur..hatırladıkça güldüğü bir inançla bekler adamın gelmesini..dakikalar birbirine değmeden düşer zamandan..
perondan anons edilen isim, tanıdık gelir..aldırmaz..
açar telefonunu son bir umutla bir mektup yazar adama özürle başlayıp, özürle biten..haber vermeden gidişi için adamdan, anlaşılamadığı için kendinden özür diler..var olan herşeyi sorgulayan adamın bu gidişi de kazıyıp varlığını, umursamazlığını görebileceği umuduyla..
cevap gecikmez;
" biliyordum bunu yapacağını ama önemli değil..sana iyi yolculuklar, ben şenlikteyim.."
onca zaman kendisini yaşayan herkesten daha iyi anladığına inandığı adama, şaşırmaz...adam olayı değil, nedenlerini değil, kendisini kazımıştır zamandan..
kürtajda kazınmış bir cenin gibi, büzülür olduğu yerde..akan tek damlayı toplayamaz..
gider..!
05.05.2009
haftalardır hayal ettikleri hayale bir deniz mesafesi kadar uzaktadırlar artık
sabahın puslu hali silinmiştir gökyüzünden, bekledikleri yağmur yağmayacaksa da dert etmezler
yaşlı bir çiftin karşısındaki banka ilişirler usulca,
bir çok konunun üzerinden adım adım geçerlerken, kadın usulca yaslar başını adamın omuzuna
denizin sukutundan çok uzak martıları izlerler..susarak konuşurlar..derinden bir huzur konar ellerine
iskelesine vapurlardan önce kedilerin yakıştığı adaya gelirler nihayet..
halki isimli şirin bir pansiyona o geceliğine ev derler..
odaya girişte kadın gergin, adam suskun bir müddet otururlar..
aynı yatagın üzerinde ilk sigaraları..
nasıl geldiği bilinmeyen bir sevişmek gelir, gitmez..
odadaki ilk üç saatlerini tükettiklerini, açlıklarını fark ederler..
hava kararma saatlerindedir..
adamı bilmem ama bu sıralarda kadın bir şeyi daha farkeder,
yataktan kalkmadan uzanır adamın ellerine, sıkı sıkıya tutar
- ben yarın sabah gidiyorum
+neden?
- çünkü olmuyor, olmayacak..sorma daha fazla..
+ sormayacağım çünkü anlatacaksın, giyin hadi çıkalım.
altı-yedi masalık bir balık lokantasında alırlar soluğu, gerginlik aralarından ayrılmaz
iki levrek, iki bira ve koca bir salata tabağına bir yığın konu eşlik eder.
geçmişten konuşurlar, yapılmak istenenlerden, totemlerden, masanın üstünde bir noktaya asılmış bir resmin perspektifinden, müzikten...
konu bir noktadan itibaren geleceğe gelir...birbirlerini anlamamakta direnirler...
koyu sohbetin nihayeti adam için, kadının kendini anlamadığına, düşüncelerine saygı duymadığına bağlanır
kadın için, adamın kendisini vazgeçemeyecek kadar sevmediğine..
bunun dışında her konuda anlaşılmıştır.. kadın adamın umutlarının destekçisidir yine, anlayanı; adam da kadının ışığı. tualde ki tek rengi..
tartışmanın bir yerinde kadın duraksar, yorulmuştur artık..yüzünü yıkamak için izin ister..döndüğünde telefonunda bir mesaj;
"seninle olmak için seninle olma nedenlerimden vazgeçmem"..okur usulca tek kelime etmez çıkarlar..
hava serindir biraz, adam uzatır elini, kadında sokulur biraz daha..
- denizi izleyelim mi biraz?
+ olur..
yakamozu olan bir deniz değildir ama tıpkı onlar gibi dinginde değildir..
kadın biraz daha sokulur adama, uzanır öper..uzun, uzun...boynunda gezinir, sakallarında..bir adım sonrası ateştir herkes alır kokuyu..uzanır adamın erkekliğine,
adam,
- bizim bir odamız var hayatım.. diye belirler rotayı kısılmış sesiyle..
+ gitmek istemiyorum..
devam ederler kaldıkları yerden..kesik solukları birbirine karışmışken adam sorar,
- ormana gidelim mi?
kadın duraksar bir an için..mantık çizgisinden çıktığını hiç görmediği bir adamın bu önerisine şaşırır, sevinir de ama bir adımda olsa çizgiyi aşabildiklerine..
+ peki, der daha fazla düşünmeden..
sevişmekle ilgili tek kelime etmeden, aynı suçun gönüllüsü olmanın yarattığı güvenle çıkarlar patikayı..
sonrası, biraz yeşil, biraz sıcak çokça da aşktır..
dönüş yolunda adam birden sorar,
- sana attığım mesajı anladın mı ?
kadının cevab nettir,
- "bence ikimizde anlamadık.".
bir çocuk parkını geçip, buraya yerleşsek hayalleriyle göz koydukları evlerin yanından pansiyona ulaşırlar..
sabahın ilk ışıklarına kadar süren sohbetler..adamın korkuları, kadının iç yargıları..
uyanırlar..kesik bir kaç cümle, özensiz bir toplanma çabası..fularlar çıkartılır, izler örtülür bir gece öncesinden kalan..
gecelik ev terk edilir..öyle sessiz, kayıp..
iki simit, iki kahvenin başınadır doymaları.. ayakları altında bir tüy yumağı..birbirlerine değmeden ilgisiz konular üzerinden bir kaç lakırtı..
söz biter, vapur yetişir imdada..
son bir kare ister kadın adamdan, adaya son veda adam üzerinden olur.. bir tek güneş huzurludur havada..bir tek o sıcak..
bir gün arayla ikinci ziyaretleridir yüzen bir adayı.. ilkinden daha sessiz, daha uzak ilişirler yine bir banka..kimsenin güneşe mecali yoktur, alt katın kuytusuna sığınırlar..
sessizliği adam bozar, kendileri dışında herşeyden bir tutam anlatarak..kadın da eşlik eder içindeki onca gürülteye rağmen..birer cümleyi geçmeyen yanıtlarıyla..
zihninde tonlarca kaçış planı..hepsi istemsiz, isteksiz olduğu kadar.. bir çok keşkeye yutkunur, anlatamaz meramını..
" tut beni, yanında tut..bir yarım hikaye daha istemiyorum..aslında hiçbir şey istemiyorum senin dışında..gitmelere mecbur etme beni.." diyemez..
kadının iç sesleri vapurun son düdüğüne karışır..
- batamadın değil mi?
+ efendim ?
- sana değil vapura söyledim..
+ hımm..bir taksiye binelim..arnavutköy'de kaldı araba, onu alıp öyle geçeriz eve..duşta alamadık zaten..şenliklere de az kaldı ancak yetişiriz..
- peki. ( arabaya da, şenliğe de, çingelere de, sana da hatta bana da..gidiyorum diyorum duymuyor musun )
rengi ruhuna kaçmış bir taksiyi durdurur adam, binerler en fazla beş dakika sürecek son yolculuklarına da çıkarlar böylece..
kadın ağlamaklı bakar adamın yüzüne. bir cümle, bir tek cümle için kıvrandığını, gitme hazırlığını görmeyen gözlere bakar..hep ışık gördüğü gözler umursamazdır..
öpmeye doyamadığı ağızdan yine bilmem kaçıncı kez duyduğu "başka" insanlara ait yargılardan başka tek cümle çıkmaz..kadın sıkar avucunda ki eli, elin sahibi anlamaz..
ve son durak..
- sen git, bu kadar çantayla yürümek istemiyorum ben. seni beklerim burada.
+ peki sen bilirsin..
- buğra..
+ efendim
- neyse, yok bir şey..
adam geçer yolun karşısına...gözden kaybolana kadar bakar kadın ardından..sevdiği tek adamın gidişine..gitme demek için de, gidiyorum demek için de geç bir saattir..
bir kaç damla arasında yutkunur..
gözleri kendine asılı balıkçıyı fark eder..
- sevgilin mi ?
+ öyleydi.
- ...
+ ben şimdi bu denize atlasam ölür müyüm ?
- efendim?
kadın gülümser zoraki, soru yine muhatabında değildir.
bir taksiyi daha dahil eder gününe..sonrası otogar..
adamın kendisini beklediği banklardan birine oturur..hatırladıkça güldüğü bir inançla bekler adamın gelmesini..dakikalar birbirine değmeden düşer zamandan..
perondan anons edilen isim, tanıdık gelir..aldırmaz..
açar telefonunu son bir umutla bir mektup yazar adama özürle başlayıp, özürle biten..haber vermeden gidişi için adamdan, anlaşılamadığı için kendinden özür diler..var olan herşeyi sorgulayan adamın bu gidişi de kazıyıp varlığını, umursamazlığını görebileceği umuduyla..
cevap gecikmez;
" biliyordum bunu yapacağını ama önemli değil..sana iyi yolculuklar, ben şenlikteyim.."
onca zaman kendisini yaşayan herkesten daha iyi anladığına inandığı adama, şaşırmaz...adam olayı değil, nedenlerini değil, kendisini kazımıştır zamandan..
kürtajda kazınmış bir cenin gibi, büzülür olduğu yerde..akan tek damlayı toplayamaz..
gider..!
05.05.2009
Etiketler:
ahırkapı,
halki pansiyon,
heybeliada,
vapur
Gece Sütü
gece gelir,
sokağa açılan pencereden.
yanında bir yoldaş..
griye çalan bir çift göz,
efsun payesi bir ses
beyaz teninde iki günahkar gibi
duran gamzesiyle
ansızın düşer odanın orta yerine..
varlığı kendine bile yetmeyen bir adam.
mekanın fakirliği azalmaz gelişinden
hint kıtasının tüm çıplak ayaklılarının
damarlarında gezindiğini duyumsar kadın
hızlı bir geçiştir zamandan
varlıkla yokluk arasında
anlamaz ne olduğunu,
yoklar bedeninden arta kalanı,
dudaklarını yoklar önce parmakları
sonra boynunu
yalnız kırmızı bir leke bulaşır eline.
şakağından yüzüne akan da aynı renktir
aralanmış bacaklarından akan da..
rengi, tanır.
sonra, sonrası derin bir uyuşmuşluk
bir uyku hali
bakar adamın gözlerine kadın
bir kez daha ister gecenin sütünü
yudumlar
ölür !
sokağa açılan pencereden.
yanında bir yoldaş..
griye çalan bir çift göz,
efsun payesi bir ses
beyaz teninde iki günahkar gibi
duran gamzesiyle
ansızın düşer odanın orta yerine..
varlığı kendine bile yetmeyen bir adam.
mekanın fakirliği azalmaz gelişinden
hint kıtasının tüm çıplak ayaklılarının
damarlarında gezindiğini duyumsar kadın
hızlı bir geçiştir zamandan
varlıkla yokluk arasında
anlamaz ne olduğunu,
yoklar bedeninden arta kalanı,
dudaklarını yoklar önce parmakları
sonra boynunu
yalnız kırmızı bir leke bulaşır eline.
şakağından yüzüne akan da aynı renktir
aralanmış bacaklarından akan da..
rengi, tanır.
sonra, sonrası derin bir uyuşmuşluk
bir uyku hali
bakar adamın gözlerine kadın
bir kez daha ister gecenin sütünü
yudumlar
ölür !
Bir "şey" ler Yapasım Var..
çok gerilerden başlayarak bir şeyleri değiştiresim var..
mesela tüm çocukluğunu plastik ev eşyalarıyla geçirmiş biri olarak, ince belliyle tanışıklığımı eskiye dayandırasım, hastahanelerde geçirdiğim her bir gün ve gecenin hesabını - kimden hala bilmiyorum- sorasım var.
bilime adanmış bir kobay faresi olmadan önce bir çocuk olduğumu anlatasım, korkmadan bisiklete binesim dahası sokaklarda meydan savaşları veresim var..
karla dostane bir ilişki kurup, hiç üşümeyesim ya da aldırmak zorunda kalmayacak kadar üşümeyesim..
babamı saplantılı bir şekilde sevip annemden kıskanmadan önce, ona da bir şans tanıyasım var..
büyükbabam toprak olmadan önce, dizinde oturup yediğim çileklerden daha çok tadasım..
özetle normal bir çocukluk geçiresim var..herkes kadar sıradan,mutlu,sağlıklı..
okula daha çok uğrayabilecek kadar sağlıklı olasım, o kadar okulu ard arda değiştirmeyesim var
" yazık ya pek de küçükmüş.." vızıltılarıyla yanaklarımı sıkıştıran bütün o teyzelere manyak mısınız diyesim..
ilkokul öğretmenimi temizinden dövesim..
mesela bütün o sınavları kazanma pahasına sevilmeyesim var..
o evreleri atlayıp bulunduğum şehire hiç gelmeyesim var- burda yaşadığım onca güzelliğe rağmen-..
ama aynı dostları yine de tanıyasım..
bir adamı hiç tanımayasım, bir çocuğu hiç gömmeyesim var..
şehirler arası otobüslerde uzun bir zaman dilimini hiç heba etmeyesim..
"daha normal adamlar sevsene" leri duymayasım var..
kötü olmak sıradan olmanın bizzat kendisidir, aptal mısınız diye birilerinin kafasına vurasım..
kimliği kişilik zanneden bir kaç mala " götsünüz" diyesim..
cemal süreya'nın kadınlarının bir daha izini süresim var..
kocaman gözlü bir kadına adını her andığım da gözlerim doluyor diyesim, sonra bir daha sarılasım var..
ahırkapı şenliklerine gitmekten bu kez son dakikada vazgeçmeyesim, vazgeçiren nedenleride oturup bir güzel yakasım var
tanımak için çaba sarfetmediğim, yanımdan geçip giden onca hayata bir selam durasım, keşke yapmasaydım demeyesim var..
kimseye çıt çıkarmadan yalnızca kendime sıralayabildiğim bir zihin dolusu keşkenin içine edesim..
bir kitap yazasım, seri-cinayet tadında kırgınlık barındıran..
el tırnaklarımı kırmızıya ayak tırnaklarımı siyaha boyamaktan vazgeçesim..
hep yanlış dala umut asmayasım..
daha az sabırlı olasım..
terk ettiğim onca adama, "sadece korktuğumdan kaçtım" diyesim, terk edilmenin bir keyfi varsa benimde tadasım..
bir yerlerde kaybettiğim neşeyi tekrar bulasım sürekli "iyiyim" i oynamayasım, insanlara daha az yaklaşasım..
uzun uzun mektuplar yazıp, kısa kısa cevaplar alasım..
elleri piyanoya çok yakışan bir adamı tekrar dinleyesim..
daha çok sigara içip daha az sevişesim..sevişirken de susmayı öğrenesim var..
şu an içinse; bağır çağır bir kaç şarkı söyleyesim, bir bardak suyu tek dikişte içemeyen biri olarak tek yudumda bir votka şişesi deviresim, evin içinde daha az volta atasım, her sinirlendiğimde olduğu gibi saçlarımı çekiştirmeyesim, duaklarımı sürekli kemirip kanatmayasım..
mutfak penceresine akşam güneşi vuran bahçeli bir evde yemek yapasım.. bir kaç filmi aynı anda izleyesim..
adamın birine "beni anlamayacak kadar salak oluşuna plaket veresim geliyor" diyesim.. ama aynı herifi çok uzun öpesim.
ağız dolusu küfür edesim..
bir de bu yazıyı yazmamış olup, yine su'sasım var !
mesela tüm çocukluğunu plastik ev eşyalarıyla geçirmiş biri olarak, ince belliyle tanışıklığımı eskiye dayandırasım, hastahanelerde geçirdiğim her bir gün ve gecenin hesabını - kimden hala bilmiyorum- sorasım var.
bilime adanmış bir kobay faresi olmadan önce bir çocuk olduğumu anlatasım, korkmadan bisiklete binesim dahası sokaklarda meydan savaşları veresim var..
karla dostane bir ilişki kurup, hiç üşümeyesim ya da aldırmak zorunda kalmayacak kadar üşümeyesim..
babamı saplantılı bir şekilde sevip annemden kıskanmadan önce, ona da bir şans tanıyasım var..
büyükbabam toprak olmadan önce, dizinde oturup yediğim çileklerden daha çok tadasım..
özetle normal bir çocukluk geçiresim var..herkes kadar sıradan,mutlu,sağlıklı..
okula daha çok uğrayabilecek kadar sağlıklı olasım, o kadar okulu ard arda değiştirmeyesim var
" yazık ya pek de küçükmüş.." vızıltılarıyla yanaklarımı sıkıştıran bütün o teyzelere manyak mısınız diyesim..
ilkokul öğretmenimi temizinden dövesim..
mesela bütün o sınavları kazanma pahasına sevilmeyesim var..
o evreleri atlayıp bulunduğum şehire hiç gelmeyesim var- burda yaşadığım onca güzelliğe rağmen-..
ama aynı dostları yine de tanıyasım..
bir adamı hiç tanımayasım, bir çocuğu hiç gömmeyesim var..
şehirler arası otobüslerde uzun bir zaman dilimini hiç heba etmeyesim..
"daha normal adamlar sevsene" leri duymayasım var..
kötü olmak sıradan olmanın bizzat kendisidir, aptal mısınız diye birilerinin kafasına vurasım..
kimliği kişilik zanneden bir kaç mala " götsünüz" diyesim..
cemal süreya'nın kadınlarının bir daha izini süresim var..
kocaman gözlü bir kadına adını her andığım da gözlerim doluyor diyesim, sonra bir daha sarılasım var..
ahırkapı şenliklerine gitmekten bu kez son dakikada vazgeçmeyesim, vazgeçiren nedenleride oturup bir güzel yakasım var
tanımak için çaba sarfetmediğim, yanımdan geçip giden onca hayata bir selam durasım, keşke yapmasaydım demeyesim var..
kimseye çıt çıkarmadan yalnızca kendime sıralayabildiğim bir zihin dolusu keşkenin içine edesim..
bir kitap yazasım, seri-cinayet tadında kırgınlık barındıran..
el tırnaklarımı kırmızıya ayak tırnaklarımı siyaha boyamaktan vazgeçesim..
hep yanlış dala umut asmayasım..
daha az sabırlı olasım..
terk ettiğim onca adama, "sadece korktuğumdan kaçtım" diyesim, terk edilmenin bir keyfi varsa benimde tadasım..
bir yerlerde kaybettiğim neşeyi tekrar bulasım sürekli "iyiyim" i oynamayasım, insanlara daha az yaklaşasım..
uzun uzun mektuplar yazıp, kısa kısa cevaplar alasım..
elleri piyanoya çok yakışan bir adamı tekrar dinleyesim..
daha çok sigara içip daha az sevişesim..sevişirken de susmayı öğrenesim var..
şu an içinse; bağır çağır bir kaç şarkı söyleyesim, bir bardak suyu tek dikişte içemeyen biri olarak tek yudumda bir votka şişesi deviresim, evin içinde daha az volta atasım, her sinirlendiğimde olduğu gibi saçlarımı çekiştirmeyesim, duaklarımı sürekli kemirip kanatmayasım..
mutfak penceresine akşam güneşi vuran bahçeli bir evde yemek yapasım.. bir kaç filmi aynı anda izleyesim..
adamın birine "beni anlamayacak kadar salak oluşuna plaket veresim geliyor" diyesim.. ama aynı herifi çok uzun öpesim.
ağız dolusu küfür edesim..
bir de bu yazıyı yazmamış olup, yine su'sasım var !
Gar Öyküsü - II
perona doğru koşarken ani bir sesle irkilir..
- gözünaydın..
sesin geldiği yöne doğru bakar ve evet binbininci kez "ne zaman gelecek bu tren" sorusunu yönelttiği bıyıklı amca olanca pişkinliğiyle gülümsemektedir.
görmezden gelir..son bir kez daha bakar kendisine kapının camından..tatminsiz bir şekilde perona girer..
tren durmuştur artık...beşinci vagona doğru ilerler..yemediği son tırnak kırıntısını da afiyetle mideye indiriken; nihayet görür bekleneni..
sarı yeleleri, ışıl ışıl gözleriyle bir dev...
- merhaba..
+ mm..m..erhaba..nerde kaldın ? - dilini eşek arısı soksun diye söylenir kadın kendine- bir taksiye binelim..
her panik anında olduğu gibi iki karakter arasında kalakalmıştı..ya soğuk bir varlığa dönüşecekti ya da olabildiğince sık, hatta nefes almadan yapılan espirilere sığınacaktı..ilk şık daha cazip geldi özüne dönene kadar idare edilebilirdi..şizofren miyim ben neden geriliyorum diye düşünürken bir an anımsadı..
- arkadaşın nasıl oldu, hastaydı sanırım..
+ daha iyimiş aksi olsaydı burda olmazdım zaten..
gelen cevaptan tatmin olmasa da söylenmemeye karar verdi..en azından dışından..
bu fikirlerle oyalanırken kadın, taksi son durağa geldi..
alelacele indiler onyedi basamak ve dört duraklık bir
asansör yolculuğundan sonra eve geldiler..
kadın gergin adam sessiz..kadın sıcak, adam soğuk..
bir kahve sonrasında sığınırlar yorganın bir köşesine...
başını omzuna dayar adamın, ellerini dolar saçlarına, usulca
uzanır bir parça buz alır dudağından saklar dilinin altına..
erir zaman, kalkar perdeler..
usuldan bir nağme takılır zamana...
- biliyor musun ben seni tanıyorum..
+ elbette tanıyorsun..
- hayır çok eskiden tanıyorum, biliyorum ben bu kokuyu..
+ nasıl yani..nerden ?
- kâlu-bela'da "evet" demiştin ya, yanındaydım..
- gözünaydın..
sesin geldiği yöne doğru bakar ve evet binbininci kez "ne zaman gelecek bu tren" sorusunu yönelttiği bıyıklı amca olanca pişkinliğiyle gülümsemektedir.
görmezden gelir..son bir kez daha bakar kendisine kapının camından..tatminsiz bir şekilde perona girer..
tren durmuştur artık...beşinci vagona doğru ilerler..yemediği son tırnak kırıntısını da afiyetle mideye indiriken; nihayet görür bekleneni..
sarı yeleleri, ışıl ışıl gözleriyle bir dev...
- merhaba..
+ mm..m..erhaba..nerde kaldın ? - dilini eşek arısı soksun diye söylenir kadın kendine- bir taksiye binelim..
her panik anında olduğu gibi iki karakter arasında kalakalmıştı..ya soğuk bir varlığa dönüşecekti ya da olabildiğince sık, hatta nefes almadan yapılan espirilere sığınacaktı..ilk şık daha cazip geldi özüne dönene kadar idare edilebilirdi..şizofren miyim ben neden geriliyorum diye düşünürken bir an anımsadı..
- arkadaşın nasıl oldu, hastaydı sanırım..
+ daha iyimiş aksi olsaydı burda olmazdım zaten..
gelen cevaptan tatmin olmasa da söylenmemeye karar verdi..en azından dışından..
bu fikirlerle oyalanırken kadın, taksi son durağa geldi..
alelacele indiler onyedi basamak ve dört duraklık bir
asansör yolculuğundan sonra eve geldiler..
kadın gergin adam sessiz..kadın sıcak, adam soğuk..
bir kahve sonrasında sığınırlar yorganın bir köşesine...
başını omzuna dayar adamın, ellerini dolar saçlarına, usulca
uzanır bir parça buz alır dudağından saklar dilinin altına..
erir zaman, kalkar perdeler..
usuldan bir nağme takılır zamana...
- biliyor musun ben seni tanıyorum..
+ elbette tanıyorsun..
- hayır çok eskiden tanıyorum, biliyorum ben bu kokuyu..
+ nasıl yani..nerden ?
- kâlu-bela'da "evet" demiştin ya, yanındaydım..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)