iki yanını ayrı kadınlara ait fotografların süslediği kapıdan içeri girdiğinde günümü neyin kurtaracağını anladım..tıpkıbasım dergiler, tıpkıdoğum kadınlar içinde farkediliyordu..
geniş kemik yapısıyla, uzun sayılabilecek boyuyla gözümü yoruyordu..yüzünde alaycı olmaktan uzak, içtenliğin çok dışında sebepsiz bir ifade..yüz hatları derinleşmiş..en fazla otuzaltı yıl görmüştü bu hayatta..belki daha az..yanaklarının iki yanından çenesine doğru uzanan çizgileri gülümsemesini çok uzun yıllardır yüzünde tuttuğunun deliliydi..göz altları, çizgilerle tanışmış boynu, derisi yer yer seyrelmiş elleri..
elleri hareketliydi..gür dalgalı saçları arasından hızla geçip, anlatılan konuya eşlik edecek kadar da kıvrak..kelimelerin üstüne basıyordu kadın..naif olmaktan uzak ama kaba olmaya da yakın sayılmayacak sesi, şen kahkası..
diğer kadınlarla tanışıklığının öncesi vardı belli ki..kendisine yönelen her soru cümlesine telaşsız ama kısa cevaplar veriyordu..daha sık gülümsüyordu konuşurken..gözlerini kaçırmadan..yanı başında oturan mavi gömlekli, zayıf ama göbekli kadın muhtemelen en eski tanıdığı, belki arkadasıydı..O'na eşini sordu..tek kelimelik bir cevap aldı "mahkeme sürüyor.." bir süre daha başarısız evliliklerinden konuştular..kayıpları ortaktı..dost olmaları da mümkündü..diğer kadın üstelemedi..sustular ..ortalığı kaplayan kadın vızıltısıyla ilgileniyor gözükmeye dikkat ettiler...
ben de dikkatimi yeniden yüzüne yönelttim..bir zamanlar güzel olduğunun emareleri vardı dudak kıvrımında, kirpiklerinde..hayır şimdide çirkin değildi..yaşıtlarına göre iyi durumda sayılabilirdi.. ama genç değildi..solmaya yüz tutmuş gün ışıklarının son rengi vardı üzerinde yine de kabullenmiyor görünüyordu halini..bu halini severken ben telefonu çalmaya başladı.
yirmilerindeki sesi nasıldır diye düşünmek zorunda bırakmayan bir tonda açtı telefonu...esmer bir kadının sarı saçları kadar iğreti durmuştu üzerinde cilveli hali.. yine de aldırmadım..ama diledim bu kadınla eş zamanlarda tanışmayı..tırnaklarıma baktım sonra tırnaklarına..keyifli bir rakip olurdu..
bir kez daha baktım yüzünü çevreleyen koyu saçlarına..bir şey vardı kadın da eksik kalmış ama sebebi olmadığı..garip bir hüzün dökülüyordu eteklerinden..cümlelerinin akışı düzensizdi ama tamamlanmış bir bütünlüğe de sahipti, akıllıydı günümün kadını..ve sonbaharındaydı..
- bir şey mi var ?
+ hayır..gözlerinize takıldım güzeller..
- teşekkür ederim..
+ ve bu mevsim için fazla yeşiller..
18 Haziran 2010 Cuma
10 Haziran 2010 Perşembe
Kayıp Zamanlarımın Özeti..
ne yapıyorum ben diye düşünürken buldum kendimi yine..pencereden süzülen üç beş damlaya bakarken..yağmur dinmiş..hiç farketmemiştim yağdığını..
ne yapıyordum ben..bir kaç sıradışı zaman dışında..
sabahları erken uyanıp biraz yürüyor, dönerken günün gazetelerini topluyor.. sonra ılık bir duş, günün haberlerini izlerken bir fincan kahve kahvaltı niyetine..mutlaka dağıtılarak okunmuş..önemli bulunanlar akşam tekrar okunmak için kenara atılmış gazete yumağının üzerinden geçiş..dolabımın önündeyim..günün anlam ve önemi düzeyinde bir kaç kıyafet seçimi belki bir aksesuar..kuaför için yine vakit kalmadığından dahası istek olmadığından omuzlara sabitlenmiş saçlar..topuklusundan -artık -bir çift ayakkabı..tam kapıdan çıkacakken yeni uyanmış olan Utku'ya uzaktan bir öpücük, gazetelerimi toparlama uyarısı..sonra arabadayım..istisnasız bir şekilde özlediğim motorumu yad ederek..özlediğim tek şeyin o olmadığını bilerek..
bunları düşürken okuldayım..yüzüme oturmuş ölçülü bir gülümseme..daha da fenası alıştım artık bunu kullanmaya..hızlıca açılıp kapanan kapılara, koşturan öğrencilere bakıyorum..dişlerini sivriltmişler..herkes aç yine bu sabah da..anlamıyor değilim aslında onlarla durumumun çelişkisini..emek verdiler, bir çoğundan defalarca kez duyduğum gibi "çok çabaladılar " burada olmak için..peki ben..ben sanırım sadece çok istedim..hiç anımsamıyorum deli gibi çalıştığımı, notların arasında ezildiğimi..final sabahı uzak bir şehirden gelip iki sınava birden girdiğimi de bilirim, bölümün en ağır sınavına ellerim boya içinde gittiğimi de..zaten okula ekseriyetle sınav zamanları uğradığımdan...istemek önemli..şükür ki hala istiyorum.. yüzümde aynı güllümsemeyle öğleden sonranın son vakitlerine kadar girilen dersler belki seminerler..kütüphane de bir kaç tur..keyfim yerindeyse sosyal ağım dahilinde birileriyle içilmiş bir fincan kahve..sonrası dışarıdayım..belki bu hantal şehrin bir kaç caddesine giderim..bir film, bir sergi belki bir konser için.. ya da belki galeriye uğrarım haftanın en az iki günü yaptığım gibi..fiyat etiketlerini görmezden gelerek yeni bir şeyler umuduyla bakılan tablolar..insanlar bunları neden satarlar dahası nasıl bunu hiç anlamayacağım ama her seferinde aklımın bir yerine takılacak bir çengel..
belki Utku arar gidilmesi gereken bir yer "hayatım mutlaka görmeni / tanışmanı istediğim.." tümcesiyle takdim edilir..kimi zaman sahiden ilgimi çektiğinden kimi zamansa sırf kırmamak adına olumlu bir cevap verilir..sonrası küçük koşturmacalar...kuaför, ev arasında çizilen paraleller..zil çaldığında mutlaka hazır olunduğundan alınan övgüler.." bu halin bile özel kimse gibi bekletmiyorsun beni" gibi cümleler..bunun özelliğimden değil aslına bakarsan pek önemsemediğimden olduğunu anlatma çabaları, gereksiz..
gidilen yerin niteliğine göre, sıkılmış, yorgun ya da tatmin olmanın keyfiyle geç saatlerde eve dönüşler..bir adamın gözleri, istekleri bu kadar üzebilir mi bir insanı..üzer.. sandığın kadın değilim diye avazım çıktığı kadar bağırıyorum içimden..ya yorgun bir sevişme için ikimizden birinin yatak odasına-birleştirmek gibi bir hata yapmadık-..ya da benim firijit olduğuma artık kanaat getirmeye başlamış olan sevgilimin göz kapaklarına bir öpücük..sonrası bir duş, gazeteler, internetteki sayfaların takibi, belki tez yazımına devam..odanın bir köşesinde bana bakan boyalarım..küs zamanlar yaşıyoruz onlarla uzun bir süredir..görmezden geliyorum..eski zamanlar aklımda, durmadan yenilenen bir harita üzerinde ki şehirler, gökyüzüne bir ucundan bir ucuna dokunulan ..aklıma estiği gibi nefes aldığım, ellerim hep boya lekesi...hep bir koşturmaca insanlar üzerinden..
vişne çürüğü bir koltuk aldım bu eve ilk taşındığımda hala ilk günün keyfiyle kucaklıyor beni..onun üstüne kurulmuşken eski kutuları karıştırıyorum bazen 700 ün üzerinde yaşam öyküsü, bir vakitlerden fotograflar..ya da bir kitabın sığınılmış sayfaları..kulağımda bir kaç nota uyuyakalıyorum..
uyandığımda bazen yatağımda buluyorum kendimi üstüm örtülmüş..itinayla..vicdanımın bir yerleri ayaklanıyor hemen..ya da koltukta olduğum yerde buluyorum kendimi bu da başka kapılar açıyor önümde..hiç birinde fazla oyalanmadan giyinip sokağa atıyorum kendimi sonra baştan başlıyorum..
tekrar bir yürüyüş, gazeteler, duş, kahve..devamını biliyorsunuz zaten..
ne yapıyordum ben..bir kaç sıradışı zaman dışında..
sabahları erken uyanıp biraz yürüyor, dönerken günün gazetelerini topluyor.. sonra ılık bir duş, günün haberlerini izlerken bir fincan kahve kahvaltı niyetine..mutlaka dağıtılarak okunmuş..önemli bulunanlar akşam tekrar okunmak için kenara atılmış gazete yumağının üzerinden geçiş..dolabımın önündeyim..günün anlam ve önemi düzeyinde bir kaç kıyafet seçimi belki bir aksesuar..kuaför için yine vakit kalmadığından dahası istek olmadığından omuzlara sabitlenmiş saçlar..topuklusundan -artık -bir çift ayakkabı..tam kapıdan çıkacakken yeni uyanmış olan Utku'ya uzaktan bir öpücük, gazetelerimi toparlama uyarısı..sonra arabadayım..istisnasız bir şekilde özlediğim motorumu yad ederek..özlediğim tek şeyin o olmadığını bilerek..
bunları düşürken okuldayım..yüzüme oturmuş ölçülü bir gülümseme..daha da fenası alıştım artık bunu kullanmaya..hızlıca açılıp kapanan kapılara, koşturan öğrencilere bakıyorum..dişlerini sivriltmişler..herkes aç yine bu sabah da..anlamıyor değilim aslında onlarla durumumun çelişkisini..emek verdiler, bir çoğundan defalarca kez duyduğum gibi "çok çabaladılar " burada olmak için..peki ben..ben sanırım sadece çok istedim..hiç anımsamıyorum deli gibi çalıştığımı, notların arasında ezildiğimi..final sabahı uzak bir şehirden gelip iki sınava birden girdiğimi de bilirim, bölümün en ağır sınavına ellerim boya içinde gittiğimi de..zaten okula ekseriyetle sınav zamanları uğradığımdan...istemek önemli..şükür ki hala istiyorum.. yüzümde aynı güllümsemeyle öğleden sonranın son vakitlerine kadar girilen dersler belki seminerler..kütüphane de bir kaç tur..keyfim yerindeyse sosyal ağım dahilinde birileriyle içilmiş bir fincan kahve..sonrası dışarıdayım..belki bu hantal şehrin bir kaç caddesine giderim..bir film, bir sergi belki bir konser için.. ya da belki galeriye uğrarım haftanın en az iki günü yaptığım gibi..fiyat etiketlerini görmezden gelerek yeni bir şeyler umuduyla bakılan tablolar..insanlar bunları neden satarlar dahası nasıl bunu hiç anlamayacağım ama her seferinde aklımın bir yerine takılacak bir çengel..
belki Utku arar gidilmesi gereken bir yer "hayatım mutlaka görmeni / tanışmanı istediğim.." tümcesiyle takdim edilir..kimi zaman sahiden ilgimi çektiğinden kimi zamansa sırf kırmamak adına olumlu bir cevap verilir..sonrası küçük koşturmacalar...kuaför, ev arasında çizilen paraleller..zil çaldığında mutlaka hazır olunduğundan alınan övgüler.." bu halin bile özel kimse gibi bekletmiyorsun beni" gibi cümleler..bunun özelliğimden değil aslına bakarsan pek önemsemediğimden olduğunu anlatma çabaları, gereksiz..
gidilen yerin niteliğine göre, sıkılmış, yorgun ya da tatmin olmanın keyfiyle geç saatlerde eve dönüşler..bir adamın gözleri, istekleri bu kadar üzebilir mi bir insanı..üzer.. sandığın kadın değilim diye avazım çıktığı kadar bağırıyorum içimden..ya yorgun bir sevişme için ikimizden birinin yatak odasına-birleştirmek gibi bir hata yapmadık-..ya da benim firijit olduğuma artık kanaat getirmeye başlamış olan sevgilimin göz kapaklarına bir öpücük..sonrası bir duş, gazeteler, internetteki sayfaların takibi, belki tez yazımına devam..odanın bir köşesinde bana bakan boyalarım..küs zamanlar yaşıyoruz onlarla uzun bir süredir..görmezden geliyorum..eski zamanlar aklımda, durmadan yenilenen bir harita üzerinde ki şehirler, gökyüzüne bir ucundan bir ucuna dokunulan ..aklıma estiği gibi nefes aldığım, ellerim hep boya lekesi...hep bir koşturmaca insanlar üzerinden..
vişne çürüğü bir koltuk aldım bu eve ilk taşındığımda hala ilk günün keyfiyle kucaklıyor beni..onun üstüne kurulmuşken eski kutuları karıştırıyorum bazen 700 ün üzerinde yaşam öyküsü, bir vakitlerden fotograflar..ya da bir kitabın sığınılmış sayfaları..kulağımda bir kaç nota uyuyakalıyorum..
uyandığımda bazen yatağımda buluyorum kendimi üstüm örtülmüş..itinayla..vicdanımın bir yerleri ayaklanıyor hemen..ya da koltukta olduğum yerde buluyorum kendimi bu da başka kapılar açıyor önümde..hiç birinde fazla oyalanmadan giyinip sokağa atıyorum kendimi sonra baştan başlıyorum..
tekrar bir yürüyüş, gazeteler, duş, kahve..devamını biliyorsunuz zaten..
9 Haziran 2010 Çarşamba
Adalı Kadın..
uzun zamandır-onyedi yıl kadar- elime almamışım.kütüphanenin üzerinde buldum..buldum demek pek de doğru değil aslında hiç aramadım çünkü.hiçbir şeyin yerini değiştirmezsin biliyordum.yatağının üzerine oturdum birazda korkarak..şefkat kokuyordun sen biliyorsun değil mi odanda öyle..kokunu çektim içime..ve çıkarttım eprimiş kutusundan yıllardır hiç dokunmadığım mandolinini.
cilası biraz solmuş görmeyeli ve ortasında ki yeşil çiçek o kadarda güzel değilmiş yeni farkettim..onu da kokladım..
salladım, mızrabı göbeğinden ses verdi. dört çift tel anneanne..sen,ben,babam ve annem için herbirimiz için bir çift teldi değil mi..
çaldım bir süre ama ne çaldığımı duyamadım..içseslerimin hepsi bastırdı notaları..sonra senin sesin yankılandı odada ne çok gülerdim sen memelerini hoplata hoplata söylerken "....." ..
sonra en son elime aldığım gün geldi bu mandolini, anımsıyor musun? annem ve babam yine çok sesli bir tartışmaya girişmişlerdi nihayetinde babam gitmişti evden..biz o sırada taraçada kendi seslerimizle meşgulken bir hışımla annem gelmişti,karşımızda ki koltuğa oturup yakmıştı sigarasını..ne sen ne de ben dönüp tek kelime etmemiş tekrar baştan almıştık "leyla hanımm..".
annem dumanının içinden "anne boşuna uğraşıyorsun gerçekten.o babasına çekmiş.yeteneği olsa ben öğetmez miyim" demişti..
sen ne cevap verdin hiç duymadım,o mandolinin sesini de duymadım tabii bir daha.ve asla elimi sürmedim bir müzik aletine öylece kapandı o defter de..
şimdi anımsıyorum da o zamanları..ah kadın, adalı kadın..sardunyalarla bezediğin pencereleriyle..sardunyayla ilk tanışıklığım.. sormuştum sana bu ne diye "sensin" demiştin..sonra "sardunyam" kaldı ismim keyifli zamanlarımızda anımsattığın salt bizim anladığımız kelimelerden biri oldu "sardunyam"..nasıl özlüyorum o evi..
perdeleri keten üzerine işlenmiş kanaviçe, desen desen kolalanmış el işleriyle bezeli küçük salonun..ceviz dolapların..likörlerini anımsıyorum kırık camdan kadehlerde sunduğun, vakit bayramsa yanında çikolata da ikram edilirdi değil mi..vişneliyse kakao aromalı..naneliyse..anımsamıyorum ki..
ama birlikte uyuduğumuz zamanları anımsıyorum..hastalanmamıştın daha o vakitler..göğüslerinin ortasına sıkıştırırdım başımı hiç bir şey düşünmeden..bir gece yine böyle uyurken ilk kalp krizini geçirmiştin sen..dokuz ya da on yaşlarındaydım..ben göğsüne çok bastırdığım için durdu sanmıştım..duyuyorsan "çocuk" diyorsundur içinden..çünkü bunu sana hiç söylemedim o geceden sonra bir daha kimsenin göğsünde uyumadığımı da..hep arkamı dönüyorum artık, kalp mesafesinden olabildiğince uzak..çocukluk işte ve hala değil mi..
keklerini de anımsıyorum hem..iple keserdin ortasını..bıçak derdin kalıbı dağıtır, daha ince bir şey gerek..sonra ortasına krema üstündekinden daha az..tabii sürülmeden önce ılık sütle ıslatmak gerekir..yoksa çekmez kek..ah..bütün tariflerini anımsıyorum aslında ama hala kimseye kek yapmış değilim.."cık" ladığını duyar gibiyim kızma..bencil olduğumdan değil, o kadar zamanım olmadı kimseyle..son telefon konuşmamızı anımsıyorum...Ağrı'daydım..yine uzun bir kaçış planıydı adamın birinden..yine sen biliyordun..yine kaçıyor olmama bir anlam verememiştin..seslerin üzerine basa basa "yapma böyle yavrucuğum, yine sen üzüleceksin..kaçılmaz ki böyle" diyordun..sesim biraz düştüğünde gönlümü almak ister gibi devam ediyordun " hem ben özledim seni sardunyam gelsene.." gelecektim kadın ama beklemedin ki..o adamı da alıp gelecektim yanına sen belki bir şeyler mırıldanırdın eski zamanlrından o da sana eşlik ederdi..sesi güzel olmayan tek insan olarak masanızda dinlerdim ben bu güzelliği tadını çıkara çıkara..ama beklemedin..
öyle kızdım ki sana..biliyorsun üzülmekle ilgili sorunum var benim..nasıl bilmezsin bunu ilk sen keşfetmiştin..bahçedeydik sanırım ben altı yaşını biraz geçkindim..kırıp dküyordum ortalığı herkesin gözünün içine baka baka ama sen geldiğin zamanlarda sakindim..babam çok öfkeli bir çocuk diye dert yanarken sana, "öfkeli değil canım sadece üzgün" demiştin..eksik hatırlıyorum belki daha uzun bir cümleydi ama bu ses kulağımda hala..anlamıştın beni..
ilk sevgilimi anlatışımı hatırlıyorum..kızmanı beklemiştim nedense..sende genç kızlığına dönüp kikirdemiştin benimle..deliydin geliba biraz..bir yığın tavsiye vermiştin bana.. içten olmakla, cesur olmakla, her neyse hissettiğim içimde bir günden fazla tutmamamla, ha bir de kadın olmakla ilgili..öğütlerinin hepsine uydum ama insanlar bize uymuyorlardı ki..neyse konumuz bu değil, şikayet etmeyeceğim..o gün bana neden kızmadığını uzun uzun düşündüm..sonra farkettim ki biriyle olmak sorun değildi, sorunlu biriyle olmak sorundu..ancak bu tepki yaratırdı hem benim içimde hemde sen de..alışkanlık işte o günden beri ki zaten biliyorsun kimsenin "normal" olarak sıfatlandırabileceği biri girmedi hayatıma..bütün hatalarıma rağmen sen hiç yargılamamıştın beni, hep yanımdaydın..
altımda, on altımda ama yirmialtımda değil..çok kızgındım sana gittiğinde..söylendim gün boyu..
ikinci gün, içimden söylenmeye başladım ondan sonra ki günlerde de olduğu gibi..insanlar geldiler o mâbet gibi evine..seviyorlardı seni belliydi, riya yoktu gözlerinde..tanımışlardı seni bir vakitler..ben yine ailenin makûlü oldum..bilirsin en çok sorun çıkartanı ama kriz anlarında hadi bir topla ortalığı elemanıyım ben..formum böyle..kahve vardı mutfakta, pişirdim..her birini tek tek dinledim içten gelen cümlelerini sana dair anılarını..bolca sustum, bolca gülümsedim gün ışığında..geceyse..geceyi boşver kadın..
bir adama aşık olup buralara sürülmüş..adasından uzak kadın..adalı kadın.. ne zaman geleceksin..bilmiyor musun özlüyorum seni..
cilası biraz solmuş görmeyeli ve ortasında ki yeşil çiçek o kadarda güzel değilmiş yeni farkettim..onu da kokladım..
salladım, mızrabı göbeğinden ses verdi. dört çift tel anneanne..sen,ben,babam ve annem için herbirimiz için bir çift teldi değil mi..
çaldım bir süre ama ne çaldığımı duyamadım..içseslerimin hepsi bastırdı notaları..sonra senin sesin yankılandı odada ne çok gülerdim sen memelerini hoplata hoplata söylerken "....." ..
sonra en son elime aldığım gün geldi bu mandolini, anımsıyor musun? annem ve babam yine çok sesli bir tartışmaya girişmişlerdi nihayetinde babam gitmişti evden..biz o sırada taraçada kendi seslerimizle meşgulken bir hışımla annem gelmişti,karşımızda ki koltuğa oturup yakmıştı sigarasını..ne sen ne de ben dönüp tek kelime etmemiş tekrar baştan almıştık "leyla hanımm..".
annem dumanının içinden "anne boşuna uğraşıyorsun gerçekten.o babasına çekmiş.yeteneği olsa ben öğetmez miyim" demişti..
sen ne cevap verdin hiç duymadım,o mandolinin sesini de duymadım tabii bir daha.ve asla elimi sürmedim bir müzik aletine öylece kapandı o defter de..
şimdi anımsıyorum da o zamanları..ah kadın, adalı kadın..sardunyalarla bezediğin pencereleriyle..sardunyayla ilk tanışıklığım.. sormuştum sana bu ne diye "sensin" demiştin..sonra "sardunyam" kaldı ismim keyifli zamanlarımızda anımsattığın salt bizim anladığımız kelimelerden biri oldu "sardunyam"..nasıl özlüyorum o evi..
perdeleri keten üzerine işlenmiş kanaviçe, desen desen kolalanmış el işleriyle bezeli küçük salonun..ceviz dolapların..likörlerini anımsıyorum kırık camdan kadehlerde sunduğun, vakit bayramsa yanında çikolata da ikram edilirdi değil mi..vişneliyse kakao aromalı..naneliyse..anımsamıyorum ki..
ama birlikte uyuduğumuz zamanları anımsıyorum..hastalanmamıştın daha o vakitler..göğüslerinin ortasına sıkıştırırdım başımı hiç bir şey düşünmeden..bir gece yine böyle uyurken ilk kalp krizini geçirmiştin sen..dokuz ya da on yaşlarındaydım..ben göğsüne çok bastırdığım için durdu sanmıştım..duyuyorsan "çocuk" diyorsundur içinden..çünkü bunu sana hiç söylemedim o geceden sonra bir daha kimsenin göğsünde uyumadığımı da..hep arkamı dönüyorum artık, kalp mesafesinden olabildiğince uzak..çocukluk işte ve hala değil mi..
keklerini de anımsıyorum hem..iple keserdin ortasını..bıçak derdin kalıbı dağıtır, daha ince bir şey gerek..sonra ortasına krema üstündekinden daha az..tabii sürülmeden önce ılık sütle ıslatmak gerekir..yoksa çekmez kek..ah..bütün tariflerini anımsıyorum aslında ama hala kimseye kek yapmış değilim.."cık" ladığını duyar gibiyim kızma..bencil olduğumdan değil, o kadar zamanım olmadı kimseyle..son telefon konuşmamızı anımsıyorum...Ağrı'daydım..yine uzun bir kaçış planıydı adamın birinden..yine sen biliyordun..yine kaçıyor olmama bir anlam verememiştin..seslerin üzerine basa basa "yapma böyle yavrucuğum, yine sen üzüleceksin..kaçılmaz ki böyle" diyordun..sesim biraz düştüğünde gönlümü almak ister gibi devam ediyordun " hem ben özledim seni sardunyam gelsene.." gelecektim kadın ama beklemedin ki..o adamı da alıp gelecektim yanına sen belki bir şeyler mırıldanırdın eski zamanlrından o da sana eşlik ederdi..sesi güzel olmayan tek insan olarak masanızda dinlerdim ben bu güzelliği tadını çıkara çıkara..ama beklemedin..
öyle kızdım ki sana..biliyorsun üzülmekle ilgili sorunum var benim..nasıl bilmezsin bunu ilk sen keşfetmiştin..bahçedeydik sanırım ben altı yaşını biraz geçkindim..kırıp dküyordum ortalığı herkesin gözünün içine baka baka ama sen geldiğin zamanlarda sakindim..babam çok öfkeli bir çocuk diye dert yanarken sana, "öfkeli değil canım sadece üzgün" demiştin..eksik hatırlıyorum belki daha uzun bir cümleydi ama bu ses kulağımda hala..anlamıştın beni..
ilk sevgilimi anlatışımı hatırlıyorum..kızmanı beklemiştim nedense..sende genç kızlığına dönüp kikirdemiştin benimle..deliydin geliba biraz..bir yığın tavsiye vermiştin bana.. içten olmakla, cesur olmakla, her neyse hissettiğim içimde bir günden fazla tutmamamla, ha bir de kadın olmakla ilgili..öğütlerinin hepsine uydum ama insanlar bize uymuyorlardı ki..neyse konumuz bu değil, şikayet etmeyeceğim..o gün bana neden kızmadığını uzun uzun düşündüm..sonra farkettim ki biriyle olmak sorun değildi, sorunlu biriyle olmak sorundu..ancak bu tepki yaratırdı hem benim içimde hemde sen de..alışkanlık işte o günden beri ki zaten biliyorsun kimsenin "normal" olarak sıfatlandırabileceği biri girmedi hayatıma..bütün hatalarıma rağmen sen hiç yargılamamıştın beni, hep yanımdaydın..
altımda, on altımda ama yirmialtımda değil..çok kızgındım sana gittiğinde..söylendim gün boyu..
ikinci gün, içimden söylenmeye başladım ondan sonra ki günlerde de olduğu gibi..insanlar geldiler o mâbet gibi evine..seviyorlardı seni belliydi, riya yoktu gözlerinde..tanımışlardı seni bir vakitler..ben yine ailenin makûlü oldum..bilirsin en çok sorun çıkartanı ama kriz anlarında hadi bir topla ortalığı elemanıyım ben..formum böyle..kahve vardı mutfakta, pişirdim..her birini tek tek dinledim içten gelen cümlelerini sana dair anılarını..bolca sustum, bolca gülümsedim gün ışığında..geceyse..geceyi boşver kadın..
bir adama aşık olup buralara sürülmüş..adasından uzak kadın..adalı kadın.. ne zaman geleceksin..bilmiyor musun özlüyorum seni..
6 Haziran 2010 Pazar
Kadınıma Veda
içim acıyor anne..beynimde bir yığın ses
hayatımda olan, olmayan herkesten bir çığlık..
sağırlaşıyorum anne,
kendi sesimi bulamıyorum bu kalabalıkta
yorgunum anne,
kimsesiz belki, biraz sessiz..
çok sesli susuyorum
yitip gidiyorum boşlukta..
benden öncekilerin izlerine
çarpa çarpa düşüyorum..
tenimde yara izleri, avuçlarımdan kanıyorum..
tek damla akıtmadan yanağımdan
ağmayı biliyorum anne, yutkunmayı..
ah, bir de sevmeyi..
bir insanı, bir adamı, bir hayali sevmeyi biliyorum
seni sevdiğim kadar..
ben "anne" olamayacağım, söylemiş miydim?
söylemediysem de boşver..
şimdi;
derin bir sesizlik istiyorum anne,sustur bütün notalarını
susturamadıklarımın yerine
anne,konu şu aslında
bir yığın sonuç verdiler elime,
testler, tahliller, filmler..
tek kelime edemedim sana, duymak istediklerini bıraktım yine kucağına..
şimdi,
bil ve unut diye söylüyorum, bilerek gittiğimi.
belki bir gün okursan
anne, ben ölüyorum!
hayatımda olan, olmayan herkesten bir çığlık..
sağırlaşıyorum anne,
kendi sesimi bulamıyorum bu kalabalıkta
yorgunum anne,
kimsesiz belki, biraz sessiz..
çok sesli susuyorum
yitip gidiyorum boşlukta..
benden öncekilerin izlerine
çarpa çarpa düşüyorum..
tenimde yara izleri, avuçlarımdan kanıyorum..
tek damla akıtmadan yanağımdan
ağmayı biliyorum anne, yutkunmayı..
ah, bir de sevmeyi..
bir insanı, bir adamı, bir hayali sevmeyi biliyorum
seni sevdiğim kadar..
ben "anne" olamayacağım, söylemiş miydim?
söylemediysem de boşver..
şimdi;
derin bir sesizlik istiyorum anne,sustur bütün notalarını
susturamadıklarımın yerine
anne,konu şu aslında
bir yığın sonuç verdiler elime,
testler, tahliller, filmler..
tek kelime edemedim sana, duymak istediklerini bıraktım yine kucağına..
şimdi,
bil ve unut diye söylüyorum, bilerek gittiğimi.
belki bir gün okursan
anne, ben ölüyorum!
4 Haziran 2010 Cuma
Yaşarken Öğrendiklerim'den
Öğrendim ve hatta imân ettim ki;
Çalışarak unutmak, Unutmaya çalışmaktan daha makûl bir eylem..
Şerefine !
Çalışarak unutmak, Unutmaya çalışmaktan daha makûl bir eylem..
Şerefine !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)