adam bir soru düşünür tüm
arkaik dillerde,
"sonralarında
sonrası gelir mi" ?
kadın bilinmeyen bir zaman diliminden
cevap verir;
" gelir..
doğru zamanlarsan
tüm hecelerin
es'ini..
korkmazsan sarmaktan
ve tutarsan
elinden
bırakmayacağını
avuçiçlerinin
her bir boğumuna
kazırsan
çingeneler dilinde,
gelir..!"
12 Nisan 2010 Pazartesi
11 Nisan 2010 Pazar
Karşı Evin Kadını / Begonya - 3
bu fasılalar geçerken aklımdan
boynuna kızıllığını düşüren adama takıldı aklım
"ne boktan bir adamdır kimbilir" geçti içimden
-neden tanımadığım bir adamı karaladığımı sormazsın,eminim
çünkü görüyorum yüzünde, nedenini bilecek kadar kadınsın!-
arkasından şarkılar söylediğin adammıydı acaba,
yoksa o şarkılarla inletene inat
koynunda inlediğin bir adammıydı..bilmiyorum
bilemem tabii..ama üzülürüm..
sonrasında seninde o adama dokunmuş olabileceğin fikri
geldi çakıldı beynimin en gereksiz duvarına
paslı bir çivi gibi..
ellerine baktım hemen
narin değillerdi pek ama biçimlilerdi
balkon demirlerini kavradığın gibi mi kavradın erkekliğini
bunu düşünmedim utandım..
başını kaldırdığın an dudaklarına takıldım bu kez ellerini lekeleme gayretim
kağıttan bir gemi kadar çabul eridi belleğimin ucunda
çünkü dudakların, ah dudakların!
sana ithaf ettiğim bütün balkon çiçeklerinin aksine
özellikle de begonyanın inadına
ancak kanla sulanabilecek bir gelincik gibiydi
"bir kır çiçeği ama gelincik balkonda işi ne" deme, bunu biliyorum
balkonda salınacak kadar narin değil
balkonda yetişebilecek hiç bir çiçek de onun kadar kızıl değil!
açmakla açmamak arasında kararsız kalmış
ne desem şimdi, tarifi yok..teşbih de kararsız,yetersiz..
neye benzeteceğimi bile bilemediğin dudaklarınla
o adamı öpmüş olduğun fikri de
içim de kararsız..öylece kalakaldım
bilmiyorum ne kadar kaldım ama
kokunu bırakarak gidişin
balkonundan içeri
va kapıyı aralık bırakmayışın yaz sıcağından çok bana rağmen
bir umut..gelmedin geri
kırıldım buna ama..
yine de bekledim o gün tamamen devredilene dek bir başka geceye
gözüm balkonunda, pencerende, evinde.. bekledim
yitmişsin gibi sanki,..
bir iz bırakmayacak kadar kendinden
bencilmişsin gibi..
öyle çok bekledim ki
bir şişe yakut eşlik eder dedim ancak yokluğuna
olanca gayretimle kendimi caddeye sürüdüm
ucuz bir gazete kağıdına sarılı şarabım elimde
dönerken evime, balkonuma, bize
aklımdayken hayalin..
seni gördüm!
gördüğümü sanmadım, gördüm..
bu kez kırmızı bir elbise vardı üzerinde
şala fian gerek duymamışsın
göğüslerin olanca görkemini
vururken yüzüme...
sesini de duydum..
"-köşede ki otelde.."
diyen sesin hiç benzemezken
balkonunda ağıt derleyen haline..
ah begonya seni gördüm,
soluyordun üç kuruşa!
boynuna kızıllığını düşüren adama takıldı aklım
"ne boktan bir adamdır kimbilir" geçti içimden
-neden tanımadığım bir adamı karaladığımı sormazsın,eminim
çünkü görüyorum yüzünde, nedenini bilecek kadar kadınsın!-
arkasından şarkılar söylediğin adammıydı acaba,
yoksa o şarkılarla inletene inat
koynunda inlediğin bir adammıydı..bilmiyorum
bilemem tabii..ama üzülürüm..
sonrasında seninde o adama dokunmuş olabileceğin fikri
geldi çakıldı beynimin en gereksiz duvarına
paslı bir çivi gibi..
ellerine baktım hemen
narin değillerdi pek ama biçimlilerdi
balkon demirlerini kavradığın gibi mi kavradın erkekliğini
bunu düşünmedim utandım..
başını kaldırdığın an dudaklarına takıldım bu kez ellerini lekeleme gayretim
kağıttan bir gemi kadar çabul eridi belleğimin ucunda
çünkü dudakların, ah dudakların!
sana ithaf ettiğim bütün balkon çiçeklerinin aksine
özellikle de begonyanın inadına
ancak kanla sulanabilecek bir gelincik gibiydi
"bir kır çiçeği ama gelincik balkonda işi ne" deme, bunu biliyorum
balkonda salınacak kadar narin değil
balkonda yetişebilecek hiç bir çiçek de onun kadar kızıl değil!
açmakla açmamak arasında kararsız kalmış
ne desem şimdi, tarifi yok..teşbih de kararsız,yetersiz..
neye benzeteceğimi bile bilemediğin dudaklarınla
o adamı öpmüş olduğun fikri de
içim de kararsız..öylece kalakaldım
bilmiyorum ne kadar kaldım ama
kokunu bırakarak gidişin
balkonundan içeri
va kapıyı aralık bırakmayışın yaz sıcağından çok bana rağmen
bir umut..gelmedin geri
kırıldım buna ama..
yine de bekledim o gün tamamen devredilene dek bir başka geceye
gözüm balkonunda, pencerende, evinde.. bekledim
yitmişsin gibi sanki,..
bir iz bırakmayacak kadar kendinden
bencilmişsin gibi..
öyle çok bekledim ki
bir şişe yakut eşlik eder dedim ancak yokluğuna
olanca gayretimle kendimi caddeye sürüdüm
ucuz bir gazete kağıdına sarılı şarabım elimde
dönerken evime, balkonuma, bize
aklımdayken hayalin..
seni gördüm!
gördüğümü sanmadım, gördüm..
bu kez kırmızı bir elbise vardı üzerinde
şala fian gerek duymamışsın
göğüslerin olanca görkemini
vururken yüzüme...
sesini de duydum..
"-köşede ki otelde.."
diyen sesin hiç benzemezken
balkonunda ağıt derleyen haline..
ah begonya seni gördüm,
soluyordun üç kuruşa!
Karşı Evin Kadını / Begonya - 2
bitirdiğinde hiç zaman kaybetmeden
yine tekrarladım ismini içimden yine üç kez..
bütün bu tören haliyle meşgulken ben
senin oralaı bile olmayışın
elin hala boynunda
eski zaman freskleri gibi karşımda duruşun
ve yeniden doğumuna imam kadar bile katkıda bulunmayışın
sinirime dokunsa da
bir kez daha baktım güzelliğine
tuttum nefesimi, bırakmak için kaydadeğer tek şey
benin oldu..
elini çektiğinde boynundan
yeni bir sigara içimi için
beyaz boynunda ki küçük kara lekeye takıldı gözüm, aklım..
bir de yanında ki kızıllığa, yüreğim..
olta ucunda ki minik solucan kadar kıvrak çırpınamasam da
her zaman ki hantallığım içinde bir kez daha çırpındı ruhum
sen, sen belki dün gece belki de bir önce ki
ama o kırmızı lekeyi taşıyacak kadar yakın bir zaman da
bir erkeğin kollarında mı nefes alıyordun
ve o
arada bir sokak boyu mesafe,
beşinci katta olmanın yarattığı görüş darlığı
ve sokak lambasının izin verdiği ölçütlerin hiçbirine bağlı kalmadan
görebiliyordu hatta dokunabiliyordu sana
ve o öpülesi beyazlığından kana kana tadabiliyordu öyle mi..
nasıl irkildim bunu bilmekten
anlatamam..
istanbul un sabah ayazı bile
böyle titretmedi içimi bilesin..
anlatayım diyorum aslında ama kelimeler sıkışıp kalıyor dudağımda
sen yine de duyasın..
yine tekrarladım ismini içimden yine üç kez..
bütün bu tören haliyle meşgulken ben
senin oralaı bile olmayışın
elin hala boynunda
eski zaman freskleri gibi karşımda duruşun
ve yeniden doğumuna imam kadar bile katkıda bulunmayışın
sinirime dokunsa da
bir kez daha baktım güzelliğine
tuttum nefesimi, bırakmak için kaydadeğer tek şey
benin oldu..
elini çektiğinde boynundan
yeni bir sigara içimi için
beyaz boynunda ki küçük kara lekeye takıldı gözüm, aklım..
bir de yanında ki kızıllığa, yüreğim..
olta ucunda ki minik solucan kadar kıvrak çırpınamasam da
her zaman ki hantallığım içinde bir kez daha çırpındı ruhum
sen, sen belki dün gece belki de bir önce ki
ama o kırmızı lekeyi taşıyacak kadar yakın bir zaman da
bir erkeğin kollarında mı nefes alıyordun
ve o
arada bir sokak boyu mesafe,
beşinci katta olmanın yarattığı görüş darlığı
ve sokak lambasının izin verdiği ölçütlerin hiçbirine bağlı kalmadan
görebiliyordu hatta dokunabiliyordu sana
ve o öpülesi beyazlığından kana kana tadabiliyordu öyle mi..
nasıl irkildim bunu bilmekten
anlatamam..
istanbul un sabah ayazı bile
böyle titretmedi içimi bilesin..
anlatayım diyorum aslında ama kelimeler sıkışıp kalıyor dudağımda
sen yine de duyasın..
Karşı Evin Kadını / Begonya - 1
bir kadın gördüm dün karşı evin balkonunda..
siyah şalı omuzlarından düşerken
o da bir başka hayattan düşer gibiydi hayatıma
umarsız, biraz da karamsar bakışları
ve yeşil gözlerinde iki büyük ışık
derin bir nefes çekti sigarasından
külünü unuttu..
dayadı ince beyaz kollarını balkonun demirlerine
bir türkü tutturdu
ağır değil ama usuldan..
kulak kabarttım sesine
akmıyordu ama yakıyordu
derinden bir yerden geliyordu
biraz çatallaşmış sesiyle, bir aşkı anıyordu kimbilir
kimbilir..
ben bilirim evet, öyleydi
bir aşk düşmese aklına bu vaktinde gecenin
-böyle şakımazdı değil-böyle inlemezdi
eminim..
biraz daha yaklaştım
görmedi bile beni
kızıl saçlarını düzelttirken
elinin tersi bir de olanca siniriyle
biraz daha hışırdadı gri elbisesi,
ve biraz daha kaydı şalı omzundan
öyle ki..gözüm kaydı beyaz göğüslerine
itiraz edercesine elbisenin varlığına
dimdik uzanma çabaları, açıklığa
takdire şayandı, yürekten destekledim gayretlerini..
o ise okşadı boynunu
türküsünü bitirip yeni bir şarkıya başlarken
umutlu olmasını diledim
yeni ezginin
ama daha ilk güftede, burkuldum..
"ay nazlı ay gelin ay git ona söyle
ah..gücüme gidiyor yalnızlığım, böyle.."
benim de gücüme gitti
aya baktım hemen
kimseye bir şey söylemeye niyeti yok gibiydi
dolunaydı evet,ama susalı çok olmuştu belli..
belki artık kimse çevirmediğindendi bakışlarını ona umutla
coşkulu seranatlara misafirlik edememesindendi
çok önceden yaptığı gibi
bilemiyorum tabii ama..
kızdım hemen aya..
ben de ona küstüm..
ama küsemedim..
balkon çiçeğime, begonyama
begonya evet..begonya koymaya karar verdim adını
kararımı içimden bir kez daha ilan etmeye hazırlanırken ben
her doğan çocuğa yapıldığı gibi kulağına ol(a)masa da
okuyacakken ezanımı varlığına
ve üç kez daha yineleyecekken adını arka arkaya
begonya,begonya,begonya..diye
imam efendi tez elden yetişti imdadımıza
sabah ezanını şehirdeki herkes kadar belki ama
yine de doğru adrese, seninde kulağına okudu..
siyah şalı omuzlarından düşerken
o da bir başka hayattan düşer gibiydi hayatıma
umarsız, biraz da karamsar bakışları
ve yeşil gözlerinde iki büyük ışık
derin bir nefes çekti sigarasından
külünü unuttu..
dayadı ince beyaz kollarını balkonun demirlerine
bir türkü tutturdu
ağır değil ama usuldan..
kulak kabarttım sesine
akmıyordu ama yakıyordu
derinden bir yerden geliyordu
biraz çatallaşmış sesiyle, bir aşkı anıyordu kimbilir
kimbilir..
ben bilirim evet, öyleydi
bir aşk düşmese aklına bu vaktinde gecenin
-böyle şakımazdı değil-böyle inlemezdi
eminim..
biraz daha yaklaştım
görmedi bile beni
kızıl saçlarını düzelttirken
elinin tersi bir de olanca siniriyle
biraz daha hışırdadı gri elbisesi,
ve biraz daha kaydı şalı omzundan
öyle ki..gözüm kaydı beyaz göğüslerine
itiraz edercesine elbisenin varlığına
dimdik uzanma çabaları, açıklığa
takdire şayandı, yürekten destekledim gayretlerini..
o ise okşadı boynunu
türküsünü bitirip yeni bir şarkıya başlarken
umutlu olmasını diledim
yeni ezginin
ama daha ilk güftede, burkuldum..
"ay nazlı ay gelin ay git ona söyle
ah..gücüme gidiyor yalnızlığım, böyle.."
benim de gücüme gitti
aya baktım hemen
kimseye bir şey söylemeye niyeti yok gibiydi
dolunaydı evet,ama susalı çok olmuştu belli..
belki artık kimse çevirmediğindendi bakışlarını ona umutla
coşkulu seranatlara misafirlik edememesindendi
çok önceden yaptığı gibi
bilemiyorum tabii ama..
kızdım hemen aya..
ben de ona küstüm..
ama küsemedim..
balkon çiçeğime, begonyama
begonya evet..begonya koymaya karar verdim adını
kararımı içimden bir kez daha ilan etmeye hazırlanırken ben
her doğan çocuğa yapıldığı gibi kulağına ol(a)masa da
okuyacakken ezanımı varlığına
ve üç kez daha yineleyecekken adını arka arkaya
begonya,begonya,begonya..diye
imam efendi tez elden yetişti imdadımıza
sabah ezanını şehirdeki herkes kadar belki ama
yine de doğru adrese, seninde kulağına okudu..
Etiketler:
balkon,
begonya,
kızıl saçlı kadın
Dikizlenen Kadının Öyküsü
yine mi..!
kadın gündelik yaşamını gizleyen perdeye ve ardından arsızca uzanmaya çalışan bir çift göze bir kez daha baktı. omuz silkti yeniden ve kaldığı yere , satırlardan oluşan dünyasına geri döndü..
bu onun hayatıydı..kendi gündelik dizelerinden oluşan, yekpare olmasa da yerle yeksan olmamış küçücük bir alan..
düzenli olarak ziyaret edilmediğinden bir türlü sonlandırılamamış bir okul, mabet misali yaklaşılan kütüphaneler, değer verilen, akşam sohbetlerine ya da yatsı kahvelerine davet edilen bir kaç dost, ruhu kadar tembel bir kedi..ve..
devamı yoktu..hepsi bu..
hayatının içine sığdıramadıklarının ya da bulamadıklarının izini yazınlarda süren bir izci..haritasının mihenk taşıysa yalnız kendisiydi..kendisi üzerine kurulu bir dünyası vardı..kendini bildi bileli süregelen bu düzeni değiştirmeye ise hiç niyetli değildi.
bu düzen içerisinde keyif aldığı sığındığı zevkleri de vardı elbet..,
bir kolleksiyoncu edasıyla insan hayatları biriktirirdi..sürekli yeni insanlar tanır, onların yaşam süreçlerine, iniş-çıkışlarına şahit olur değerli-değersiz diye ayırmadan hepsini ayrı bir kağıda not ederdi..bu sayede kendi dışında yaşanan bir çok şeye tanıklık ettiğini düşünür ama bu hikayeleri kimseyle paylaşmazdı..
bir çok hayata tanıklık, bazılarına yoldaşlık etti ama hiçbirinde "gereğinden fazla" kal-a-madı. kendi özgürlüğüne, özgünlüğüne değecek, içinin rengine temas edebilecek herhengibir ton istemedi, düşlemedi..birinin hayatının yörüngesine adımladığını hissettiği an o hayattan kendini sürgün etti..canı yansada, yakmadığına inandı..çıktığı evrenin yörüngesine bir daha hiç göz atmadı..
sıradışı olan bir yönü yoktu aslında, sıradan olmaya ilk sıradan adaydı ama onu bir adım daha yakından tanıyanların şaşırdığı şey onun iç dünyasıydı..dışarıda herkesle konuşan, sohbet eden tüm gün gülücükleri eksilmeyen kadının içinde bomboş uzanan,ekinsiz bir tarlası vardı..her mevsimi nadas..
ve daha da ilginç olanı bu bir yalnızlık öyküsü değildi..onun yaşadığı yalınlığını kurtarmanın hikayesiydi..
şimdi bu yalınlığın içinde parıldayan, meraklı bir çift su damlası, bütün huzurunu kaçırmaya yetmişti..
neydi bu pejmürde adamın derdi diye sordu kendine..yanıt alamadı..
cevap; birsokakyetmişikimerdivenbasamağıbirzilsesivebirsorucümlesi kadar uzağındaydı..
kadın gündelik yaşamını gizleyen perdeye ve ardından arsızca uzanmaya çalışan bir çift göze bir kez daha baktı. omuz silkti yeniden ve kaldığı yere , satırlardan oluşan dünyasına geri döndü..
bu onun hayatıydı..kendi gündelik dizelerinden oluşan, yekpare olmasa da yerle yeksan olmamış küçücük bir alan..
düzenli olarak ziyaret edilmediğinden bir türlü sonlandırılamamış bir okul, mabet misali yaklaşılan kütüphaneler, değer verilen, akşam sohbetlerine ya da yatsı kahvelerine davet edilen bir kaç dost, ruhu kadar tembel bir kedi..ve..
devamı yoktu..hepsi bu..
hayatının içine sığdıramadıklarının ya da bulamadıklarının izini yazınlarda süren bir izci..haritasının mihenk taşıysa yalnız kendisiydi..kendisi üzerine kurulu bir dünyası vardı..kendini bildi bileli süregelen bu düzeni değiştirmeye ise hiç niyetli değildi.
bu düzen içerisinde keyif aldığı sığındığı zevkleri de vardı elbet..,
bir kolleksiyoncu edasıyla insan hayatları biriktirirdi..sürekli yeni insanlar tanır, onların yaşam süreçlerine, iniş-çıkışlarına şahit olur değerli-değersiz diye ayırmadan hepsini ayrı bir kağıda not ederdi..bu sayede kendi dışında yaşanan bir çok şeye tanıklık ettiğini düşünür ama bu hikayeleri kimseyle paylaşmazdı..
bir çok hayata tanıklık, bazılarına yoldaşlık etti ama hiçbirinde "gereğinden fazla" kal-a-madı. kendi özgürlüğüne, özgünlüğüne değecek, içinin rengine temas edebilecek herhengibir ton istemedi, düşlemedi..birinin hayatının yörüngesine adımladığını hissettiği an o hayattan kendini sürgün etti..canı yansada, yakmadığına inandı..çıktığı evrenin yörüngesine bir daha hiç göz atmadı..
sıradışı olan bir yönü yoktu aslında, sıradan olmaya ilk sıradan adaydı ama onu bir adım daha yakından tanıyanların şaşırdığı şey onun iç dünyasıydı..dışarıda herkesle konuşan, sohbet eden tüm gün gülücükleri eksilmeyen kadının içinde bomboş uzanan,ekinsiz bir tarlası vardı..her mevsimi nadas..
ve daha da ilginç olanı bu bir yalnızlık öyküsü değildi..onun yaşadığı yalınlığını kurtarmanın hikayesiydi..
şimdi bu yalınlığın içinde parıldayan, meraklı bir çift su damlası, bütün huzurunu kaçırmaya yetmişti..
neydi bu pejmürde adamın derdi diye sordu kendine..yanıt alamadı..
cevap; birsokakyetmişikimerdivenbasamağıbirzilsesivebirsorucümlesi kadar uzağındaydı..
Gar Öyküsü - 1
kahretsin..!
söylenerek kalktı sadece bir kaç saat işgal ettiği yatağından..
hızlandırmaya alınmış bir duş, şekeri unutulmuş bir kahve..
bir gece önceden seçilmiş kıyafetlerine baktı..
"sabahın bu saatinde etek giymek.." abartıyor muyum diye düşünürken, dolabında ki tüm giysileri denediğini fark etti..
sinirlenerek kendine, saatine bir göz attı..son yarım saatinin içinde olduğunu fark etti..
öfkesi katlandı.."deliriyor muyum bir adama kendimi beğendirmek için şu düştüğün hale bak.." ve devamı bir kaç adab dışı kelime..
eline ilk geçenleri giydi, makyaj yapmaya da vaktim kalmadı diye öf' lerken kendini asansörde buldu..
bütün bir gecesinin emeği..eşofman + kot mont + t-shırt ten ibaretti..
" biliyordum ama ben bu boku yiyeceğimi.." naralarıyla geçtiği üç cadde ve dört sokak sonunda gardaydı..
trenin rötar yapmış olmasına sevinsin mi üzülsün mü diye karar veremeden günün ilk sigarasını da yaktı..
ya beni öperse..nikotin yüklemesinden bayılır harhalde diye düşünürken, isterik bir şekilde güldüğünü fark etti ki bu pek iyiye alamet değildi..
vücudunun verdiği acil durum çağrısına yanıt vererek kendisini her garda karşılaşılan ama hiçbir zaman gözüne bu kadar lanet görünmeyen lavaboda aldı..cebine ne zaman koyduğunu anımsamadığı ama cennetten düştüğüne yemin edebileceği parlatıcıyla aynananın karşısına geçmişti ki...
- "İç Anadolu Mavi Treni İkinci Perona girmiştir.."
-.. Ha siktir !
söylenerek kalktı sadece bir kaç saat işgal ettiği yatağından..
hızlandırmaya alınmış bir duş, şekeri unutulmuş bir kahve..
bir gece önceden seçilmiş kıyafetlerine baktı..
"sabahın bu saatinde etek giymek.." abartıyor muyum diye düşünürken, dolabında ki tüm giysileri denediğini fark etti..
sinirlenerek kendine, saatine bir göz attı..son yarım saatinin içinde olduğunu fark etti..
öfkesi katlandı.."deliriyor muyum bir adama kendimi beğendirmek için şu düştüğün hale bak.." ve devamı bir kaç adab dışı kelime..
eline ilk geçenleri giydi, makyaj yapmaya da vaktim kalmadı diye öf' lerken kendini asansörde buldu..
bütün bir gecesinin emeği..eşofman + kot mont + t-shırt ten ibaretti..
" biliyordum ama ben bu boku yiyeceğimi.." naralarıyla geçtiği üç cadde ve dört sokak sonunda gardaydı..
trenin rötar yapmış olmasına sevinsin mi üzülsün mü diye karar veremeden günün ilk sigarasını da yaktı..
ya beni öperse..nikotin yüklemesinden bayılır harhalde diye düşünürken, isterik bir şekilde güldüğünü fark etti ki bu pek iyiye alamet değildi..
vücudunun verdiği acil durum çağrısına yanıt vererek kendisini her garda karşılaşılan ama hiçbir zaman gözüne bu kadar lanet görünmeyen lavaboda aldı..cebine ne zaman koyduğunu anımsamadığı ama cennetten düştüğüne yemin edebileceği parlatıcıyla aynananın karşısına geçmişti ki...
- "İç Anadolu Mavi Treni İkinci Perona girmiştir.."
-.. Ha siktir !
Yıldız ' lı Gece (!)
hızlıca çekilmiş bir kapı
ve ardışık tonlarda birbiriyle yarışan adımlarıyla
hiç konuşmadan ama ardı ardına yakılan her bir izmariti
birbirlerinin göz hizasında bir noktaya sabitleyerek
yürüdüler..
o çok uzun barbaros caddesini
yine tek kelime etmeden
kadının dönüş bileti alındı..
adamdan tek bir hamle, bir "git" me bekleyen kadın
giderek uzayan sessizliği bozdu..
- şarap içelim mi?
- peki..
devamı yine uzayan sessizliğe eşlik eden
uzun adımlar.
tek kelime edilmeden
alınan iki şişe şarap..
ve beşiktaş sahili..
hızlıca içilen bir kaç yudumdan sonra
kadın başını adamın omzuna koydu
adam biraz tedirgin..
- birlikte olamama nedenlerimiz üzerinde yeterince konuştuk..sana dokunmayı neden istemeyişimi de..
lütfen yapma..
kadın bir nefes daha çekti sönmeye yüz tutmuş sigarasından..
ayrı geçirilen beş ay boyunca hayal ettiği tüm o kavuşma sahneleri tek tek canlanır gözünün önünde
memleketin ücra sayılabilecek hemen her kentinde
hemen hemen her gece..
ve hep aynı yıldıza bakarak
ve hep iyimser olarak
düşlediği her bir an, şimdi büyük bir fiyaskoya dönüşerek
yaşanmışlıklar içindekini yerini almıştır..
bu düşkırıklığının en yakın tanığı olan yıldıza tekrar kayar gözleri..
adama da gösterir sırdaşını..
- biliyor musun şu an bize götüyle gülüyor..
adam her zaman ki umursamazlığıyla bakar yıldıza,
- bizi o kadar ciddiye aldığını sanmıyorum..
ve ardışık tonlarda birbiriyle yarışan adımlarıyla
hiç konuşmadan ama ardı ardına yakılan her bir izmariti
birbirlerinin göz hizasında bir noktaya sabitleyerek
yürüdüler..
o çok uzun barbaros caddesini
yine tek kelime etmeden
kadının dönüş bileti alındı..
adamdan tek bir hamle, bir "git" me bekleyen kadın
giderek uzayan sessizliği bozdu..
- şarap içelim mi?
- peki..
devamı yine uzayan sessizliğe eşlik eden
uzun adımlar.
tek kelime edilmeden
alınan iki şişe şarap..
ve beşiktaş sahili..
hızlıca içilen bir kaç yudumdan sonra
kadın başını adamın omzuna koydu
adam biraz tedirgin..
- birlikte olamama nedenlerimiz üzerinde yeterince konuştuk..sana dokunmayı neden istemeyişimi de..
lütfen yapma..
kadın bir nefes daha çekti sönmeye yüz tutmuş sigarasından..
ayrı geçirilen beş ay boyunca hayal ettiği tüm o kavuşma sahneleri tek tek canlanır gözünün önünde
memleketin ücra sayılabilecek hemen her kentinde
hemen hemen her gece..
ve hep aynı yıldıza bakarak
ve hep iyimser olarak
düşlediği her bir an, şimdi büyük bir fiyaskoya dönüşerek
yaşanmışlıklar içindekini yerini almıştır..
bu düşkırıklığının en yakın tanığı olan yıldıza tekrar kayar gözleri..
adama da gösterir sırdaşını..
- biliyor musun şu an bize götüyle gülüyor..
adam her zaman ki umursamazlığıyla bakar yıldıza,
- bizi o kadar ciddiye aldığını sanmıyorum..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)