bu fasılalar geçerken aklımdan
boynuna kızıllığını düşüren adama takıldı aklım
"ne boktan bir adamdır kimbilir" geçti içimden
-neden tanımadığım bir adamı karaladığımı sormazsın,eminim
çünkü görüyorum yüzünde, nedenini bilecek kadar kadınsın!-
arkasından şarkılar söylediğin adammıydı acaba,
yoksa o şarkılarla inletene inat
koynunda inlediğin bir adammıydı..bilmiyorum
bilemem tabii..ama üzülürüm..
sonrasında seninde o adama dokunmuş olabileceğin fikri
geldi çakıldı beynimin en gereksiz duvarına
paslı bir çivi gibi..
ellerine baktım hemen
narin değillerdi pek ama biçimlilerdi
balkon demirlerini kavradığın gibi mi kavradın erkekliğini
bunu düşünmedim utandım..
başını kaldırdığın an dudaklarına takıldım bu kez ellerini lekeleme gayretim
kağıttan bir gemi kadar çabul eridi belleğimin ucunda
çünkü dudakların, ah dudakların!
sana ithaf ettiğim bütün balkon çiçeklerinin aksine
özellikle de begonyanın inadına
ancak kanla sulanabilecek bir gelincik gibiydi
"bir kır çiçeği ama gelincik balkonda işi ne" deme, bunu biliyorum
balkonda salınacak kadar narin değil
balkonda yetişebilecek hiç bir çiçek de onun kadar kızıl değil!
açmakla açmamak arasında kararsız kalmış
ne desem şimdi, tarifi yok..teşbih de kararsız,yetersiz..
neye benzeteceğimi bile bilemediğin dudaklarınla
o adamı öpmüş olduğun fikri de
içim de kararsız..öylece kalakaldım
bilmiyorum ne kadar kaldım ama
kokunu bırakarak gidişin
balkonundan içeri
va kapıyı aralık bırakmayışın yaz sıcağından çok bana rağmen
bir umut..gelmedin geri
kırıldım buna ama..
yine de bekledim o gün tamamen devredilene dek bir başka geceye
gözüm balkonunda, pencerende, evinde.. bekledim
yitmişsin gibi sanki,..
bir iz bırakmayacak kadar kendinden
bencilmişsin gibi..
öyle çok bekledim ki
bir şişe yakut eşlik eder dedim ancak yokluğuna
olanca gayretimle kendimi caddeye sürüdüm
ucuz bir gazete kağıdına sarılı şarabım elimde
dönerken evime, balkonuma, bize
aklımdayken hayalin..
seni gördüm!
gördüğümü sanmadım, gördüm..
bu kez kırmızı bir elbise vardı üzerinde
şala fian gerek duymamışsın
göğüslerin olanca görkemini
vururken yüzüme...
sesini de duydum..
"-köşede ki otelde.."
diyen sesin hiç benzemezken
balkonunda ağıt derleyen haline..
ah begonya seni gördüm,
soluyordun üç kuruşa!