bitirdiğinde hiç zaman kaybetmeden
yine tekrarladım ismini içimden yine üç kez..
bütün bu tören haliyle meşgulken ben
senin oralaı bile olmayışın
elin hala boynunda
eski zaman freskleri gibi karşımda duruşun
ve yeniden doğumuna imam kadar bile katkıda bulunmayışın
sinirime dokunsa da
bir kez daha baktım güzelliğine
tuttum nefesimi, bırakmak için kaydadeğer tek şey
benin oldu..
elini çektiğinde boynundan
yeni bir sigara içimi için
beyaz boynunda ki küçük kara lekeye takıldı gözüm, aklım..
bir de yanında ki kızıllığa, yüreğim..
olta ucunda ki minik solucan kadar kıvrak çırpınamasam da
her zaman ki hantallığım içinde bir kez daha çırpındı ruhum
sen, sen belki dün gece belki de bir önce ki
ama o kırmızı lekeyi taşıyacak kadar yakın bir zaman da
bir erkeğin kollarında mı nefes alıyordun
ve o
arada bir sokak boyu mesafe,
beşinci katta olmanın yarattığı görüş darlığı
ve sokak lambasının izin verdiği ölçütlerin hiçbirine bağlı kalmadan
görebiliyordu hatta dokunabiliyordu sana
ve o öpülesi beyazlığından kana kana tadabiliyordu öyle mi..
nasıl irkildim bunu bilmekten
anlatamam..
istanbul un sabah ayazı bile
böyle titretmedi içimi bilesin..
anlatayım diyorum aslında ama kelimeler sıkışıp kalıyor dudağımda
sen yine de duyasın..
balkon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
balkon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Nisan 2010 Pazar
Karşı Evin Kadını / Begonya - 1
bir kadın gördüm dün karşı evin balkonunda..
siyah şalı omuzlarından düşerken
o da bir başka hayattan düşer gibiydi hayatıma
umarsız, biraz da karamsar bakışları
ve yeşil gözlerinde iki büyük ışık
derin bir nefes çekti sigarasından
külünü unuttu..
dayadı ince beyaz kollarını balkonun demirlerine
bir türkü tutturdu
ağır değil ama usuldan..
kulak kabarttım sesine
akmıyordu ama yakıyordu
derinden bir yerden geliyordu
biraz çatallaşmış sesiyle, bir aşkı anıyordu kimbilir
kimbilir..
ben bilirim evet, öyleydi
bir aşk düşmese aklına bu vaktinde gecenin
-böyle şakımazdı değil-böyle inlemezdi
eminim..
biraz daha yaklaştım
görmedi bile beni
kızıl saçlarını düzelttirken
elinin tersi bir de olanca siniriyle
biraz daha hışırdadı gri elbisesi,
ve biraz daha kaydı şalı omzundan
öyle ki..gözüm kaydı beyaz göğüslerine
itiraz edercesine elbisenin varlığına
dimdik uzanma çabaları, açıklığa
takdire şayandı, yürekten destekledim gayretlerini..
o ise okşadı boynunu
türküsünü bitirip yeni bir şarkıya başlarken
umutlu olmasını diledim
yeni ezginin
ama daha ilk güftede, burkuldum..
"ay nazlı ay gelin ay git ona söyle
ah..gücüme gidiyor yalnızlığım, böyle.."
benim de gücüme gitti
aya baktım hemen
kimseye bir şey söylemeye niyeti yok gibiydi
dolunaydı evet,ama susalı çok olmuştu belli..
belki artık kimse çevirmediğindendi bakışlarını ona umutla
coşkulu seranatlara misafirlik edememesindendi
çok önceden yaptığı gibi
bilemiyorum tabii ama..
kızdım hemen aya..
ben de ona küstüm..
ama küsemedim..
balkon çiçeğime, begonyama
begonya evet..begonya koymaya karar verdim adını
kararımı içimden bir kez daha ilan etmeye hazırlanırken ben
her doğan çocuğa yapıldığı gibi kulağına ol(a)masa da
okuyacakken ezanımı varlığına
ve üç kez daha yineleyecekken adını arka arkaya
begonya,begonya,begonya..diye
imam efendi tez elden yetişti imdadımıza
sabah ezanını şehirdeki herkes kadar belki ama
yine de doğru adrese, seninde kulağına okudu..
siyah şalı omuzlarından düşerken
o da bir başka hayattan düşer gibiydi hayatıma
umarsız, biraz da karamsar bakışları
ve yeşil gözlerinde iki büyük ışık
derin bir nefes çekti sigarasından
külünü unuttu..
dayadı ince beyaz kollarını balkonun demirlerine
bir türkü tutturdu
ağır değil ama usuldan..
kulak kabarttım sesine
akmıyordu ama yakıyordu
derinden bir yerden geliyordu
biraz çatallaşmış sesiyle, bir aşkı anıyordu kimbilir
kimbilir..
ben bilirim evet, öyleydi
bir aşk düşmese aklına bu vaktinde gecenin
-böyle şakımazdı değil-böyle inlemezdi
eminim..
biraz daha yaklaştım
görmedi bile beni
kızıl saçlarını düzelttirken
elinin tersi bir de olanca siniriyle
biraz daha hışırdadı gri elbisesi,
ve biraz daha kaydı şalı omzundan
öyle ki..gözüm kaydı beyaz göğüslerine
itiraz edercesine elbisenin varlığına
dimdik uzanma çabaları, açıklığa
takdire şayandı, yürekten destekledim gayretlerini..
o ise okşadı boynunu
türküsünü bitirip yeni bir şarkıya başlarken
umutlu olmasını diledim
yeni ezginin
ama daha ilk güftede, burkuldum..
"ay nazlı ay gelin ay git ona söyle
ah..gücüme gidiyor yalnızlığım, böyle.."
benim de gücüme gitti
aya baktım hemen
kimseye bir şey söylemeye niyeti yok gibiydi
dolunaydı evet,ama susalı çok olmuştu belli..
belki artık kimse çevirmediğindendi bakışlarını ona umutla
coşkulu seranatlara misafirlik edememesindendi
çok önceden yaptığı gibi
bilemiyorum tabii ama..
kızdım hemen aya..
ben de ona küstüm..
ama küsemedim..
balkon çiçeğime, begonyama
begonya evet..begonya koymaya karar verdim adını
kararımı içimden bir kez daha ilan etmeye hazırlanırken ben
her doğan çocuğa yapıldığı gibi kulağına ol(a)masa da
okuyacakken ezanımı varlığına
ve üç kez daha yineleyecekken adını arka arkaya
begonya,begonya,begonya..diye
imam efendi tez elden yetişti imdadımıza
sabah ezanını şehirdeki herkes kadar belki ama
yine de doğru adrese, seninde kulağına okudu..
Etiketler:
balkon,
begonya,
kızıl saçlı kadın
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)