Sana anlatmıştım ama anımsıyor musun bilmiyorum. Bizimkiler birbirlerinden kaçtığında ben dokuz yaşındaydım ve velayetim annemdeydi..
Bir süre onunla yaşadım..sonra onunla bir şeyler yolunda gitmediğinde babama, babam beni üzdüğünde anneme; annem beni yeterince sevmediğinde tekrar babama, babamın beni anlamadığını düşündüğümde tekrar anneme..
Bu kısırdöngüyle ilerledi.. sürekli yeni okullar, yeni çevreler..hiç bir yerde istediğinden fazla kalamama ve hiç kimsenin en yakın arkadaşı olmadan ve hiç kimsenin hayatına tam olarak dahil olmadan sürekli bir geri dönüş..ve artık ruha işlemiş yeni bir davranış kalıbı..düzeltemiyorsan, kaç..
Bu durum seninle de devam etti sanırım. Seni çok suçladım, biliyorum. Ama şimdi üzerinden onca zaman geçtiğinde senin bunda bir payın olmadığını daha iyi anlıyorum.
Sen sabittin ordaydın..ben de çok istedim bunu ama nasıl kalınır bilmiyordum hala da bilmiyorum.. o olayları yaşamasaydık, bizim istediğimiz seyirde ilerleseydi de giderdim.
Çünkü başka türlüsünü bilmiyorum. Birinde nasıl kalınır bunu inan bilmiyorum.
Yani haklıydın bana “bir şeyler olmasaydı da giderdin” derken..
Bunun seni istememekle ilgisi yok, seni hep istedim bunu biliyorsun..ama istemeyi de beceremediğim bir gerçek ki bunu da biliyorsun..
Bilmediğin istanbul’a taşınıyorum derken gerçekten bir yere tutunmak istiyordum..orada kalmazsam, gideceğimi biliyordum..ve elbette bunun sonuçlarını da..
Sen zırhları olan, kendini onlarla savunan bir adamsın.. ve içini görmek hiç kolay değil, senin onları aralayıp kendini göstermen de.. bunu bir kez yaptın ve gördüğüm şey bir âmânın bile hissedebileceği kadar gözkamaştırıcıydı..
Kalamazsam tekrar giyineceğini biliyordum ki öyle de oldu. Sen soğuk ya da anlayışsız ya da seni hep suçladığım gibi ilgisiz bir adam değilsin Buğra, bunların çok dışında ne kadar kırılgan olabileceğini biliyorum. Bu sıfatların hepsi birer savunma mekanizması..
Kendini göstermen için güvenmen gerek ve ben giderek bunu yıktım..Sonuçlarına katlanmayı da beceremeyerek üstelik..
Kendi içimde sana söyleyemediğimse bunun gerçekten benim elimde olmadığıydı..Böylesini bilyorum sadece anlasana..Bir şehirden diğerine koşturmayı, insanların hayatlarına tanıklık etmeyi, onları dinlemeyi; istediğim herhangi bir şey için deli gibi çalışmayı, istediğim bir şey olmazsa kahrolmayı, sürekli yeni bir şeyler öğrenmek istemeyi, öğrenmek için de çabalamayı, resim yapmayı..hepsi bu.. insanları sevmeyi biliyorum, onlar için bir şeyler yapmayı da..ama bir insanı sevmeyi ve kaybetmemek için ne yapılması gerektiğini bilmiyorum..
Garip ama bir ilişki nasıl yürütülür onu da bilmiyorum..
Bir ara sürekli bunu soruyordum insanlara..
Kültür seviyeleri, algıları ne olursa olsun hepsinin buna bir cevabı vardı ve buna hala şaşırıyorum..
Bana çok kızmıştın anımsıyor musun Naz ‘ı kıskandığım için..
Kıskanırım tabii..o kız ne kadar az şey biliyorsa birinde kalmayı, sen de kalmayı o kadar iyi bilmiş..ben sekiz günü bile idâme edemem bir şeyler hissettiğim biriyle. Yapamam.
O insan benim için sıradan biriyse ya da onunla ilgili düşündüklerim, hissettiklerim sınırlıysa bu olayın çok başka bir yönü, bununla ilgili bir sorunum yok.
İlişkilerimi düşünüyorum..hayat arkadaşlığı, ev arkadaşlığı gibi bir kavram..insanlar ev arkadaşlarını severler, onları incitmek istemezler, belirli bir saygı çerçevesinde yaşayıp giderler..sonra o çiftten en çabuk sıkılanı bir diğerini incitmeden sıyrılır o hayatın içinden ve akış yeniden devam eder..
Bak işte ben bunu çok iyi biliyorum..
Birkaç kez bana “benim ne farkım var, bence sen beni takıntı haline getirdin..vb..” gibi cümleler kurmuştun, hatırla..bunları ilk kuran değilsin..
Şöyle veya böyle bir yerinden senden haberdar olan azınlıktan da duydum bunu.. ama anlamıyorsunuz..
Bak Buğra, senin farkın senden “ev arkadaşı” olmazdı..daha doğrusu ben sana bu kadar kayıtsız kalamazdım. Başka şartlar altında da tanışsak bu böyle olurdu. Aynı şehirde hatta aynı okulda olsak bile muhtemelen sana en candan gülümseyerek selam veren ama dönem kapanana kadar belirli bir mesafede kalıp seninle hiç konuşmayan biri olurdum. Ama seni kesinlikle fark ederdim..bundan eminim.
İnsan zekasına olan hayranlığım azalıyor, insanlar seni fark etmediğinde..sahiden kör olmalılar..
Ama biz böyle tanışmadık..Sıradan bir hikaye ararken sıra dışı bir şekilde bana benzeyen bir adam duruyordu orada..başında da kaçmaya çalıştım, anımsamazsın belki ama yaşadığımız diyalogları hala anımsıyorum..
Eğer sana karşı bir şeyler hissetmeseydim ya da o yoğunlukta hissetmeseydim eminim çok iyi birer hayat arkadaşı, çalışma arkadaşı ve hepsinden güzeli fikir yoldaşı olabilirdik..
Ne düşündüğünü biliyorum..bunların hepsini bana söyledin hatta en son geldiğimde de özellikle vurguladığın tek şey buydu..ama ben istemedim değil mi..
Arada ki farkı ayırt edemiyorsun hala değil mi?
Bu çok yalancı, çok manasız bir şey olurdu.. ve inan bana kimse için de bir verimi olmazdı. Birbirimizi biraz daha yorardık hepsi bu..
Verdiğin örnekleri de hatırlıyorum ne kadar kızdığımı da.. duygu, naz ve hayatına giren pek çokları da seni unutamayacaklarını iddia edip hayatlarında kalman konusunda yalvarmışlardı. Ama sonra, bir zaman sonra hepsi geçmişti yeni insanlarla, yeni hayatlara başlamışlardı ve siz arkadaş olarak kalabilmiştiniz..böyle bir şeydi sanım değil mi?
Ya da ismini şu an anımsayamadığım, Sibel olmadığını bildiğim halde neden öyle andığımı da bilmediğim kız.. seni bırakıp gidebildiği için mi hayrandın ona..hem de kariyerinde ki bir adım için..ona bu kadar hayranken, Naz’ı kariyer delisi olmakla suçlaman bir denge örneği mi.. ya da bu gerçekten bir meziyet mi..seni bırakıp gitti..ben de hayran olmalı mıyım bu kayıtsızlığa..
Benim sana bir çok şeyi anlatamadığım ne kadar gerçekse, senin de anlamamak için gayret edişin ve sürekli başka başka isimlerle beni karıştırma şeklinde o kadar gerçek..
Ben onlardan biri değilim..bunu ben özelim, farklıyım ya da benzeri bir iddia olarak algılama. Sana bir şeylerin farkını öğretmek isteyecek hevesim de haddim de yok. Söylemek istediğim tek şey arada bağ kurabiliyor olman sadece senin algından kaynaklanıyor, çünkü hiçbir şey söylediğin gibi gelişmedi..
Çok eski zamanlarda sana biz ne yaşıyoruz diye sormuştum; “ kimsenin yaşayamadığı bir şeyi, sanırım aşk dedikleri bu” diye cevap vermiştin..
Hayır, yanlış anlama lütfen..senin o noktadan devredilişinin sorumlusu benim bunu biliyorum ve seni suçlamıyorum..ama benim orada kalmak yönünde bir seçim yapmış olmama da birazcık anlayış bekliyorum, hepsi bu.
Mailini tekrar tekrar okudum..çok anlamsız olan nedir..
Senin evlenmek ya da başka biriyle yaşamak gibi tercihlerine müdahale edemediğim halde buna üzülmem mi..
Biriyle evlenirsen ne yaparım..
Elbette kocaman bir “hiç”.. bu senin hayatın ve ben senin hiçbir kararını değiştiremem ya da etkileyemem.. üzerinde konuşabileceğim tek şey bunların bana hissettirdikleri olur, hepsi bu..
Öğrenirim, eğer yapabiliyorsam o güne kesinlikle tanık olurum..senin için güzel bir hediye alırım. Bilmiyorum belki o halde seni fotograflarım çünkü bellek çok aldatıcı, silinsin istemem..
Sonrasında oturur içerim bir güzel, sinirimden ağlarım belki bir şeyler çizerim..
Ama resmi olarak hayatının iki kişilik olması, seni benim dünyamın iki kişilik düzeninden kurtarmaz, bunu biliyorum..
Resmi olarak her gece biriyle sevişeceğinin belgelenmesiyle, içinde bulunduğumuz saatlerde biriyle seviştiğini düşünmenin eziyeti arasında bir fark yok..
Sanırım biriyle birlikte yaşadığını öğrenirsem özellikle de bir ada parçası üzerinde işte bak buna kahrolurum. Evlenmen, minik bir imza bu kadar etki etmez..Çünkü bu benim hayalim değildi. Ama benim hayal ettiğim -ya da bizim- şeyleri bir başkasıyla yaşarsan buna çok daha fazla üzülürüm..
Biriyle birlikte çalışman, bütün fikirlerini onunla paylaşman; okuduklarını, yazdıklarını..biriyle uyuman ve birinin kulağına bir şarkıyı fısıldamansa su götürmez bir şekilde beni üzer hem de çok..
O yazı da en çok biriyle uyuman üzdü beni sanırım..bir de ona gösterdiğin özeni yansıtma şeklin..
Ama mutlu olmana hiçbir itirazım yok..
Bir de ironik olan, gözde üzerinde çok konuştuğumuz için onu hiç yadırgamamam, emreyle düştüğü yerden çıkabiliyor olmasına senin sevinebileceğin kadar sevinmem..
Beynin çoklu sistemi böyle bir şey işte.. yeryüzünde varlığını değil ama durumunu en çok kıskandığım kadın için samimi olarak da sevinebilmek..hoş da değil tabii..
Ama ilk okuduğumda ne söylediğimi iyi anımsıyorum..
“ beni salt seni bıraktığım için suçladın..ve geri dönmeme izin vermediğin gibi konumumu da değiştirdin..arkadaşlarımla olmaz diyerek kokunla uyumama izin vermedin ama şimdi bu imtiyazı seni başka bir adam için bırakmış bir kadına ve üstelik bana her seferinde bizim ilişkimiz çok gerilerde kaldı dediğin şimdi sadece arkadaşız diyerek örnek gösterdiğin kadına tanıdın..sen şimdi tutarlı mısın ya da mantıklı…ya da fark neydi.. ya da..”
Diye sürüp giden bir monolog silsilesi..haklıyım biliyorsun..
Ama yine de gözdeyi fatih’i olduğu kadar kıskanmıyorum bu da bir gerçek..
Ve seninle konuşmayı ben de özledim..
Bir çok gelişme, kitap, olay var..ve bir de şu proje meselesi fikirlerinle gelişsin çok isterdim çünkü içinde bir okul fikri de barındırıyor..
İşte yapabildiklerim ve yapamadıklarım hepsi burada..
Bazen kendimi çalışmak, bir şeyler üzerinde kafa patlatmak, okumak, anlamak ve sürekli yer değiştirmek üzerine proglamlanmış bir makine gibi hissediyorum..
Ve ne zaman oturup bunu düşünsem bu sistematiği varlığının bozduğunu fark ediyorum..
Bütün yaptıklarım dışında üzülüyorum, özlüyorum, düşünüyorum..bir insanı insanların geri kalanından ayırabiliyorum..az şey mi benim için, değil..
Bana çok soğuk cümleler kuracaksın, sesim yine sevgili zırhına takılacak biliyorum ama bir önemi yok..aksi de bir ihtimal..
Sana sayısız kez bana iyi bir şey söyle diye yalvardığımı anımsıyor musun..biri senden böyle bir şey istedi mi daha önce ya da neden ben ısrarla istedim..
İstediğim hiçbir şeyi sana net olarak söylemekten kaçınmadım acaba bu netlik dediğimiz sandığımız kadar iyi bir şey değil mi?
Sana bunları niye yazdım, devamı gelir mi bilmiyorum..
Bildiğim tek şey beni lütfen anla..ben anladığını bilmesem de anla.. hiçbir şeyi isteyerek bozmadığımı ve seni suçlamadığımı bil, kâfi..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder